Tyrone Feelgood Delight

Tyrone Feelgood Delight
@aspelys
Puan vermedi·240 syf.·
2026 1. kitabı
Aleksandr Belyaev
8.1/10 · 4.482 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsanın kendin ifade edememesi nasıl bir duygu? En basit silahını kullanamamak? Bu zamana kadar en büyük silahım hep kelimelerim oldu. Çoğu zaman hiçbir şey yapamadım, kimse yanımda olmadı. Kimsenin yokluğunu ya da varlığını aramadım. Hep kitaplar sarıldım. Bir kere okumaya başladığım zaman karşımda olan her şeyi sildim. En baskın duygularım hep içimden çıkmaya çalışan kelimelerim oldu. Ağzımı açmadığım, kağıdı doldurmadığım her saniye batmaya başladı. Saatlerce yazarken kağıda bakmaktan ağrımaya başlayan gözlerimin yanması, kalem tutmaktan hareket ettiremediğim parmaklarımın acısı beni rahatsız etmedi. Hatta masadan kalktıktan sonra kendimle bu yüzden gurur duydum. İmzalayıp bitirdiğim her sayfa benim devam etme motivasyonum oldu. İçimdeki fırtına içinde olan biten her şeyi yutarken ben etrafa savrulan düşüncelerimi bu şekilde topladım. Ama yutacak bir şey olmayınca o fırtınanın azması ile en güçlü silahımı kaybettim. Beni tanımayan insanlar kurduğum komplike cümlelere şaşırırken masamın üzerinden çoktan kaldırdığım defterimi aradım. En yakınımdan kopunca insanlar değiştiğimi düşündü. Karşımdakiler yavaş yavaş yanıma geçerken ben kendimi bulamadım. Gerçekten istediğim tek şey tekrar yazmaktı. Ama ben içimde ölmüştüm. Aldığım nefes ciğerimi şişirirken göğsü acıyordu. Kendimi ifade edememek korkutucuydu. Ama daha korkutucu olan şey neyi ifade edeceğimi bilmememdi. Önümdeki boş kağıda bakıp elimdeki kalemi çevirirken sadece oturuo içimde bir şeylerin hareketlenmesi bekleyebildim.
Son zamanlarda kimseyi gerçekten göremiyorum. Karşımda duruyorlar, konuşuyorlar, belki gülüyorlar. Ama herkes gözümde buğulanıyor. Sadece gözlerimin arkasından izleyebiliyorum. Gözlerimin manzarası ile aramdaki mesade ölçülecek kadar değil, içimle dışım arasındaki kadar. Sadece sevdiğim insanlar olduğunu hatırlıyorum, damarlarıma soğuk suyun girdiği ana kadar. Sarılmak istediğimde canım yanıyor ama yavaş yavaş beni saran soğuk beni öldürüyor. Yaşadıklarımla içine yayılan sıcaklık yavaş yavaş damarlarımdaki suyu hızlandırıyor. Ve kulaklarımı tıkadığımda sadece o suyun sesini duyuyorum. Bu sessizlik boğuluyormuşum gibi hissettiriyor. Hayatımı izlerken isteyerek onlardan uzaklaşmamı izliyorum ve kendimi dalgalara kaptırmaya daha çok yaklaşıyorum. Anılar yarım, cümleler eksik ve ağzımdan çıkan kelimeler bile veda gibi geliyor. Belki hala içimde bir yerlerdeyim ama yüzeye çıkacak gücü bulamıyorum.
Her dibe çöküşümde nefesimi tutabildiğim kadar tutmaya çalışıyorum. Ciğerlerime dolan tuzlu suyun acısını da her seferinde daha fazla hissediyorum. Ama yine de tutunacak bir dal parçası arıyorum. Gözlerimi açabildiğimde bana yardımcı olabilecek bir şey bulmaya çalışıyorum. O kadar uzun zamandır boğuluyorum ki artık su beni rahatsız etmiyor. Belki de ben gözlerimi hissettiğim ateşe rağmen açarken hiçbir şey görememekten korkuyorum.
Zaman coşan dalgalar gibi duvarlara vuruyor. Yürümeye cesaret edemediğim koridorda yankılanan sesleri görmezden gelmeye çalışıyorum. Ama her adımda duvarlar biraz daha yaklaşmış, tavan biraz daha alçalmış gibi. Nefes almak benim için artık sıradan bir eylem olmaktan çıkıyor. Topuğunu göğsüme bastıran bir yabancı haline geliyor. Yazdığım sayfalar sadece kağıt değil, her satırı ince bir ip gibi zihnime düğümleniyor. Gözlerim cümlelerde gezdikçe harfler zift gibi eriyor, bu ağırlık ayaklarıma yapışıp beni suyun dibine çekiyor. Ve duyduğum tek şey yine dalgaların sesi oluyor. Çoğu zaman kafamın içinde kıyıyı göremediğim bir okyanusta dalgalarla boğuşuyorum, çırpınıyorum ama sanki okyanus bana değil, ben ona aitim. Dalgalar her seferinde beni tekrar altına alıyor, ama suyun dibine bile ulaşamıyorum. Sadece daha da derine çekiliyorum. Gökyüzü griye çalıyor. Yağacak yağmuru bekliyorum ama yağmıyor. O belirsizlik havada asılı kalıyor. Bazen saatin tik taklarını duyuyorum. Her vuruş zamanın akışını değil, içimde büyüyen çatlakları hatırlatıyor. Sanki zamanı kovalayamıyorum, o beni sırtımdan itiyor, hiç istemediğim bir yere doğru. O kapı açıldığında neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ama istemsizce elimdeki anahtarın pasını tırnaklarımla kazıyorum. Yine de kendimi sırtüstü suya bıraktığımda altımda büyüyen şeyin sustuğunu ve beni dinlediğini hissediyorum. Dalgaların gölgesi yavaşça dağılıyor. Belki de kaygı dediğim şey üzerime yıkılan bir dağ değil, içimde olmasına rağmen beni yutan bir sis. Ben sisin içinde kaybolurken gözlerimden izlediğim manzara bulanıklaşıyor ve sis beni o kapıya sürüklüyor.