Babil'in en yakışıklı delikanlısı Pyramus ile güzeller güzeli Thisbe, düşman iki aileden olmalarına rağmen Aphrodite'nin içlerine düşürdüğü şeyden kaçamazlar. Bir süre sonra birbirlerine bitişik evlerinin duvarlarında açtıkları delikten fısıldaşılan sevgi sözlükleri yetmez olur ve gözlerden uzak bir dut ağacının altında buluşmak için sözleşirler. İlk olarak güzel beyaz elbisesiyle Thisbe gelir ve heyecanla sevdiğini bekler. Fakat genç adamdan önce, ağzı geyik etinin kanına bulanmış bir aslan gelir su içmeye. Thisbe kaçıp saklanmak zorunda kalır. Kaçarken de düşürdüğü şalı, aslan tarafından parçalanır.
Buluşma yerine gelen Pyramus, sevgilisi yerine onun kana bulanıp paramparça olmuş şalını ve etraftaki ayak izlerini görünce, Thisbe'nin aslanlar tarafından parçalandığını düşünür. Bu dut ağacının altında görüşmek kendi fikri olduğu için büyük bir suçluluk duyar. Artık hayatının bir anlamı kalmadığına inanıp bıçağını çektiği gibi göğüsüne saplar. Öyle bir kan akar ki, akdut ağacının bütün yemişleri siyaha keser.
Thisbe aslanın gittiğine emin olduktan sonra dut ağacının altına döner. Ağaç o ağaç, su aynı sudur ama ağacın renginde bir tuhaflık vardır. Doğru yerde olup olmadığını anlamak için dikkatlice etrafına bakınırken sevdiği adamın kanlı bedeniyle karşılaşır. Ona seslenir ancak ölüm ağırlığı iyice çökmüş Pyramus'un gözleri sadece bir kez aralanır ve sonsuza dek kapanır. Thisbe kanlı bıçağı alır ve kendi göğüsüne saplar.
En büyük aşka ve en acı ayrılığa şahit olan bu dut ağacı, iki aşığın kanlarıyla sulanır ve onlara mezar taşı olur. Artık o bir akdut değil karadut ağacıdır.