[...] bu tiksintiyi hisseden bizler kimi zamanlar adaletsiz olmayı yeğleriz, kendimizi muhbir olarak göreceğimize -buna katlanamayız- bir şeyin cezasız kalmasını yeğleriz; neticede adaletin tecellisi bizim üstümüze vazife değildir ya, savcılık bizim işimiz değildir, hele de sevilen birinin gerçek yüzünü ifşa etmekse mesele, bu iş daha da nefret edilesi bir hal alır [...].
Eline silah almamış kişiye göre ölüme sebebiyet vermek, onu hazırlamaktan ve olayın kendi seyrinde hayata geçmesini beklemekten, işleri oluruna bırakmaktan çok farklıdır.
Aslında herhangi biri bizi imha edebilir, aynı biçimde bizi fethedebileceği gibi ve bu bizim asli kırılganlığımızdır. Eğer biri bizi tahrip etmeye karar vermişse bu yıkımın önüne geçmek çok zorlu olabilir meğerki geri kalan her şeyi bırakıp sadece bu mücadeleye yoğunlaşacak olalım. Ama birincil gereklilik, bu mücadelenin var olduğunu bilmektir ve her zaman haberimiz de olmaz...
İnsanın kendini kurmaca bir duruma sokması asla kolay değil, hayatı 'mış gibi' yaşayan nasıl onca insan var aklım ermiyor, çünkü son noktasına varana dek en gerçek dışı ayrıntıyı, her bir öğeyi, üstelik de var olmadıkları ve hepsini uydurmak gerektiği hallerde akılda tutmak külliyen imkansız.