...Başka bir ifadeyle, bu bağlamda "orantısız" kelimesi gayet anlaşılırken "eşit" kelimesinin pek bir anlamı yoktur. Sevgi/aşk eşit bireyler arasında olmaz çünkü bu duygunun kendisi insanlar arasında orantısızlık yaratır (bu durum bizi hayal kırıklığına uğratabilir ama yararlı bir hayal kırıklığıdır bu). Sevgi/aşk insanlara başlangıçtaki eşitsizliği hatırlatır ve onları o konuma sokar. Sevgi/aşk insanların eşitliklerini yitirdikleri ortamdır. Bunun sebebi de, bizzat Baier'in ortaya koyduğu gibi, orantısız bağımlılığın özgün durum olmasıdır (analist Enid Balint de yıllar önce çocuk için annenin her şey demek olduğunu ama anne için çocuğun her şey demek olmadığını dile getirmiştir). Baier'in dediği gibi, "anneliğin getirdiği üstün iktidarı" istismar edip etmemek çok şeyi değiştirir, ama hepimiz hayata bu kurucu orantısız bağımlılık pozisyonunda başlarız. Dolayısıyla birini sevdiğimizde döndüğümüz, müracaat ettiğimiz yer bu orantısız bağımlılık ve ona karşı geliştirdiğimiz çarelerdir.
Psikanalizin bakış açısından, gelişim sürecinin her aşaması bir hayal kırıklığına tekabül eder - doğum (anneyle) bir olamamanın hayal kırıklığına, memeden kesilme ihtiyaç duyulan nesneyi kontrol edememenin hayal kırıklığına, Oidipus kompleksi her şey olamamanın getirdiği hiçliğin hayal kırıklığına, ergenlik ebeveynlerin otoritesine dair hayal kırıklığına vesaire. Hayal kırıklığı trajik olabilir ya da trajik bir tarafı olabilir, ancak psikanaliz açısından tragedyadaki asıl yıkım gözardı edilmiş hayal kırıklığında yatar. Desdemona sadakatsiz değildir; Cavell'ın belirttiği gibi, mesele Othello'nun onu bütünüyle kontrol edemeyeceği gerçeğiyle yüzleşememesidir. Sıradan yıkıcı hayal kırıklıkları, bastırıldıklarında intikam almak için geri dönerler. Cennet yitirildiğinde insanlar hiçbir şey olmamış gibi devam edemez.