Aleyna

Aleyna
@asyll
42 okur puanı
Aralık 2023 tarihinde katıldı
"Si vis vitam, para mortem" - "Hayatı yaşamak istiyorsan, ölüme hazırlan."Demek ki hayatın bir ölmemişlik kalıbında donmaması için ölüme daha çok yer açmak gerekiyor: "Ölü­me, gerçekliğin ve düşüncelerimizin içinde hak ettiği yeri vermek ve ölüme karşı bugüne kadar itinayla bastırdığımız o bilinç­siz yaklaşımı biraz daha ortaya çıkartmak daha iyi olmaz mıydı? Bu, ilk bakışta yüce bir iş gibi değil, kısmen bir gerileme, regresyon gibi görünebilir ama daha dürüst bir tavır olacaktır ve hayatımızı yeniden daha katlanılır hale getirecektir."
Alıntı
Reklam
Kapitalist ekonomi hayatta kalmayı mutlaklaştırır. Meselesi iyi yaşamak değildir. Daha çok sermayenin daha çok hayat doğuracağı, yaşama yeteneğini artıracağı yanılsamasından beslenir.Hayat ve ölüm arasındaki katı, toptancı aynın, hayatın bizzat kendisini tekinsiz bir donukluğa mahkum eder. İyi yaşama endişesi hayatta kalma histerisine dönüşür. Hayatın biyolojik, vital süreç­lere indirgenmesi hayatın kendisini çıplaklaştırır. Yalın "hayatta kalış" müstehcendir. Hayatın canlılığını çalar ki, o yalın yaşamdan ve sağlıktan çok daha karmaşık bir şeydir. Sağlıklı yaşam histerisi, hayatın bir bozuk para gibi çıplaklaştığı ve her türlü anlatısal içerikten boşaldığı yerde oluşur. Toplumun atomize oluşu ve sosyalliğin erozyonu karşısında geriye sadece her ne pahasına olursa olsun sağlıklı tutulması gereken bir Ben' in Bedeni kalmış­tır. İdeal değerlerin kaybı, geriye sadece, sürekli dikkati kendi üstüne çekme peşindeki Ben'in sergi değeri 'ni ve yanı sıra bir de sağlık değeri 'ni bırakır. Çıplak yaşam, insanın uğrunda sağlıklı kalmak isteyebileceği her türlü teleolojiyi, her türlü "-için"i yok eder. Sağlık artık yalnız kendi içindir ve ereksiz bir erekselliğe doğru boşalır gider.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Alıntı
Şiddet herhalde ilk dinsel tecrübeydi. Tarih öncesinin insanları doğanın her şeyi yok eden şiddetini ve yırtıcı hayvanların öldürü­cü gücünü travmatik, korkutucu ve aynı zamanda da büyüleyici bulmuş olmalıdır ki bunları tanrısal kimliklere büründürmüş ya da insanüstü bir gerçeklik düzlemine yansıtmışlardır. Şiddete kar­şı ilk tepki onun dışsallaştırılmasıdır. Arkaik kültürde doğa içi, nedeni kesin bilinen ve o nedenle de dehşet vermeyen "doğal felaket" diye bir şey yoktu. Topluluk içi şiddet de, aynı şekilde topluluğa dışarıdan gelip patlak veren şiddetin bir devamı gibi hissediliyordu. Hastalık ve ölüm beden içi olgular değildi. Daha ziyade dışarıdan gelen bir şiddetin etkisine bağlanıyordu. Her ölüm şiddetti. Ne "doğal" bir ölüm vardı, ne de "doğal bir felaket.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Alıntı
Dışsal şiddetin, yabancıdan gelen zorun yerine özgürlükmüş gibi görünen bir kendine-yönelik-zor geçmiştir. Bu süreç kapitalist üretim ilişkileriyle doğrudan ilişkilidir. Belli bir üretim düzeyinden itibaren insanın kendini sömürmesi, özgürlük duygusuyla el ele gittiği için, bir başkasını sömürmekten çok daha randımanlı ve başarılıdır. Ba­şarı ve performans toplumu bir kendini-sömürme toplumudur.Başarıya odaklı özne tamamen tükenişe kadar(Burnout) sömü­recektir kendini. Bu arada kendine yönelik bir saldırganlık da geliştirir ki, kendini öldüren bir şiddete ulaşması hiç de istisna de­ğildir. Proje, başarıya ve performansa odaklı öznenin kendine yö­nelttiği bir projektile, güdümlü mermiye dönüşür.*
Alıntı
Simgesel şiddet de, alışkanlığın otomatizminden yararlanan bir şiddettir. Kendini olağanlıklar silsilesine yazdırır, alış­kanlık haline gelmiş algı ve davranış biçimlerine saklanır. Şiddet aynı zamanda doğallaşır.
Alıntı
Reklam