Duş aldım, tıraş oldum. Bir kahve yaptım kendimr. Sigaramı sardım. Bir tek, şarkım türküm eksikti. O kadar kusur kadı kızında da olurdu. Zaten bu hayatta, her zaman bir şeyler eksikti. Ya da bana öyle gelirdi
Bir nefes çıktı içimden, sessizce. Ev inledi, eşyalar, pencereler, sokak, sokaktaki çöp dağı, dağı eşeleyen it çetesi taş ve ahşap evler, sokak lambaları, ayak sesleri, sarhoşlar, evsizler, neonlar, gece yarısı, Roman mahallesi inledi. Ben mi sebep oldum iniltilere. Yoksa millet inlemek için fırsat mı bekliyordu.
Ne olmuştu da, “Seninle dünyanın her yerine gelirim,” diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen’di Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi? Şimdiki kim?
Hayatımız müzikaldi ya da bana öyle geliyordu. Müzik satsak köşe olurduk. Bıraksalar, "Saraçhanebaşı buz tuttu, Arap Kamil, Naciye'yi dost tuttu" ile, o olmadı mı, Unkapanında Hacıbaba da oymacılar var, koymacılar var" ile dunya listelerine girerdik. Bırakmadılar. Soktular sınıflara, "Daha dün annemizin, çiçekli bahçemizin…
"Hocam," dedik, "yanlış yapıyorsunuz. Biz bahçeli evlerde oturmuyoruz, çiçekler saksıda. Öğlen uykusu bilmeyiz. İcabında numaradan göz yumar, kaşla göz arasinda tüyeriz. Bu muhabbet bize uymaz."
Tütünüm, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyordum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim. Yol bana uygun bir ruh önerebilirdi.