Bu kitap bende, depresyonun gündelik hayatla iç içe geçmiş haline uzun bir süre yakından bakmışım hissi yarattı. Büyük olaylardan çok, iç konuşmalar ve seans atmosferi üzerinden ilerlemesi nedeniyle sürekli bir içe dönüş hali yaşattı. Okuma sürecinde, ‘işlevsel kalmaya çalışırken tükenmişlik hissi’ gibi temalar zihnimde tekrar tekrar dönüp durdu.
Dili yalın ve samimi olduğu için bazı yerlerde metne istemeden de olsa duygusal olarak yaklaştığımı hissettim. Ancak aynı samimiyet, yoğun melankoliyle birleşince okuma deneyimi yer yer ağırlaştı. Süreklilik gösteren karamsar ton, bende rahatlama ya da sonuç duygusundan çok, bitirdiğimde de taşıdığım bir ağırlık bıraktı.
Sonunda belirgin bir dönüşüm ya da çıkış noktasıyla karşılaşmamak, bende eksik kalmışlık hissi oluşturdu. Bu anlamda kitap, umut vaat eden bir iyileşmeden ziyade, gri bir ruh halinin içinden geçen bir anlatım olarak yer etti. Etkileyiciydi; ama duygusal yükü yüksek ve yorucu bir deneyim oldu.