ate.

ate.
@atlabenle
sonríe aunque te estés muriendo
gelecegin julidesi
Lise
34 okur puanı
Ekim 2025 tarihinde katıldı
"Yarım saat bile yaşayamadı yavrum." #atlascaglayan
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
cezalar yaşlarına göre değil suça göre verilmelidir.
benim için ‘rojova’ diye bir yer yok. ben resmi haritaya bakarım, hukuka bakarım. orada böyle bir isim yok. suriye’nin kuzeyi vardır, ama ‘rojova’ tamamen sonradan uydurulmuş bir ad. ben bu kelimeyi masum görmüyorum. bana göre bu, devlet sınırlarını yok sayan bölücü bir söylem. fiili durumu meşru göstermeye çalışan bir propaganda dili. ben buna alışmam, bunu da kabul etmem. Türkiye’nin tanımadığı, dünyada karşılığı olmayan, hukuki temeli bulunmayan bir kavram benim gözümde yok hükmündedir. devlet dediğin hayali isimlerle kurulmaz. sınırla, egemenlikle ve hukukla kurulur. gerisi benim için net şekilde bölücülüktür.
1000Kitap
chronos zaman tanrısıyken satürnü de temsil etmektedir. chronosun en vahşi tarafı ise çocuklarını doğduğu an canlı olarak yutmasıdır. felsefi olarak bakıldığında ise chronos var olmasaydı çocuklar da var olmazdı. bu zamanın kendi yarattığı herşeyi yine kendi elleriyle yok ettiğinin en büyük göstergesidir. zaman ne kadar da vahşi değil mi?
Hades ve Persephone
Persephone hep baharın içindeydi. Güneş hiç batmıyordu onun dünyasında; çiçekler açıyor, rüzgâr yumuşak esiyor, her şey “olması gerektiği gibi” ilerliyordu. Ama işte sorun da buydu. Her şey fazla düzgündü. Annesi Demeter onu öyle sıkı sarıyordu ki bu sarılma zamanla bir kafese dönüşmüştü. Persephone ne zaman yalnız kalmak istese, ne zaman sessizliğe çekilse, biri mutlaka gelip “gül”, “neşelen”, “bak ne kadar şanslısın” diyordu. Kimse ona ne hissettiğini sormuyordu. Oysa onun içinde, toprağın altına doğru çekilen, adı konmamış bir boşluk vardı. Bir gün yine çiçek toplarken, her şeyin alışıldık olduğu bir anda, toprak ansızın yarıldı. Bu bir kaza değildi. Yer altı bazen bazı ruhları çağırır. Hades ortaya çıktığında ortalık kararmadı, korku çığlığı kopmadı; sadece dünya sustu. O an Persephone ilk defa biri tarafından “fazlalık” hissettirilmeden, açıklama beklenmeden görüldü. Hades konuşmadı, vaat vermedi, kurtarmaya çalışmadı. Sadece oradaydı. Ve Persephone, istemediği halde değil, kaçmak ister gibi değil; merak ederek onunla birlikte karanlığa indi. Yer altı soğuktu ama yalancı değildi. Işık yoktu ama baskı da yoktu. Orada kimse Persephone’a “nasıl biri olması gerektiğini” söylemiyordu. İlk günler ağladı; çünkü insan alışkanlıklarını kaybedince ağlar. Ama zaman geçtikçe şunu fark etti: karanlık onu yutmuyordu, ona alan açıyordu. Hades ona bir taç uzatmadı, “kraliçemsin” demedi. Bu belki de en büyük saygıydı. Onu seçime zorlamadı. Ve Persephone, ilk defa kendi sesini duymaya başladı. Sonra nar geldi. Masanın üzerinde duruyordu; kırmızı, parlak, tehlikeli. Persephone yer altının kuralını biliyordu. Yerse, geri dönüşü olmayacaktı. Ama asıl mesele şu: geri dönmek… artık onun için güvenli bir seçenek değildi. Çünkü yer üstünde onu bekleyen şey sevgi değil, kontrol; ışık