---Spoiler---
Deniz Kurdu, Jack london’un sürükleyici romanı. İçinde Nietzsche üst insanı Wolf Larsen ile varlıklı bir aileden gelen Hump’un idealizmi çatışıyor. İdealizm kazanıyor ama sadece bir nokta dışında materyalizm falso vermiyor. O ise kitabın sonlarına doğru kör olmuş Larsen’in gemisini sahiplendiği ve başkalarına karşı gösterdiği katı materyalist tutumu kendine gösteremediği anlardı. Hatta bunu çocuksu bir boyuta taşıyıp, Hump’un gemide yaptığı değişikliklere yıkarak karşılık verdi.
Kitap genel manada sürükleyici olsa bile, keşke buralar olmasaydı ya da anlatılsaydı dediğim yerler oldu. Hump ve Maud’un aşkı fazla uzatılmıştı ve buralar biraz kırpılmalıydı. Larsen’in felçliyken düşündükleri, gözleri altın sarısı rengini aldığında Maud hakkında ne düşündüğünü ve Ecel Larsen’i çok merak etmiştim. Ama buralara yer vermemeyi seçmiş Jack London. Bunlar da keşke olsaymış dediğim yerlerdi.
Kitap hakkındaki kısa görüşlerim böyleydi. Asıl merak ettiğim soru Wolf Larsen gibi son derece insanlıktan nasibini almamış bir anti-karakterin neden hoşumuza gittiği? Belki de bu son derece pragmatist tutumları modern toplumdaki insana yani bize çok benzediğindendir.
Yazımı şöyle bitirmek istiyorum. “Vaazın yalnızca bir bölümünü anımsıyorum ki o da şöyle: ‘ve beden denize atılacaktır.’”
---Spoiler---