Zaman yorgunu binanın taş duvarları, kış kasvetini artık üzerinden atmıştı. ... neredeyse tüm gençliğini geçirdiği yüz on yaşındaki bina, üst üste istiflenmiş bir taş yığını değildi onun için. Hayatını anlamlandıran, yön veren tüm duygular bu binada oluşmuştu. ... Duvarları arasında ömrünü geçiren insanların gölgeleri, artık ölü bile olsalar, her yerdeydi. Âşık olduğu kız için piyanoda şarkılar söyleyen liseli oğlanın sesini, kocasından nefret ettiği hâlde sevişmek zorunda olan bir kadının iniltilerini, her şeyi terk edip kaçmak isteyen ihtiyar bir büyükbabanın sızısını, hizmetçi kadının içine gömdüğü ahları, evlerinden ite kaka kovulanların kara ağıtlarını yalnız duvarlar duymuştu. Bina ayakta durduğu sürece bu izlerin hiçbiri yok olmayacaktı.
Odanın havasına evin çoktan ölmüş eski sahiplerinin nefesleri, nice yaşama tanıklık etmiş olan antika eşyaların kokusu ve hastaların arkalarında bıraktıkları kasvetli izler sinmişti.