her gece sessizce odama gelir. yıldıztozu serper ve fısıldar: “uyu. her şey yolunda.” gözlerimi kapar, sihirli gecede sürüklenip giderim. hayalperestler gibi sessizce dua ederim. sonra rüyaya dalarım, senin olduğun rüyalara. seninle yürüdüğüm rüyalar, seninle konuştuğum rüyalar… rüyalarda benimsin, birlikte olduğumuz tüm zamanlar rüyalarda, rüyalarda. ama şafak sökmeden uyanırım ve senin gittiğini anlarım. elimde değil, elimde değil, eğer ağlarsam hoşçakal dediğini hatırlarım.
“söyle bakalım, babana benden bahsetmedin değil mi? sevgili babanı daha da üzmeyeceksin değil mi?”
“kes şunu. endişelenme. çünkü ölene kadar kimseye söylemek istemiyorum.”
“evet, iyi düşün. unutma: benden bahsetsen bile sana yardım edebilecek kimse yok.”
kara arkadaşımın sözlerine kulak verdikçe sessizleştim, daha az konuşmaya başladım.
gerçekten var olup olmadığını bile bilmediğim birine boyun eğmek istemedim. ancak onu ne kadar görmezden gelmeye çalıştıysam, o kadar fazla zihnimi meşgul etmeye başladı. sözlerinin üzerimde bir tesiri vardı, bu beni korkutuyordu.