Ersin Tunç

Ersin Tunç
@av_ersintunc
diem perdidi
Avukat
Hukuk -Sosyal Hizmet Lisans
1994
782 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Julio Cortázar bir yandan insanları seven sözcükler yazarken, diğer yandan zaman tünelinde geriye doğru kendi yolculuğunu yapıyordu. O, sondan başa doğru gidiyordu: Umutsuzluktan şevke, kayıtsızlıktan tutkuya, yalnızlıktan dayanışmaya. Nerdeyse yetmişinde olmasına rağmen, bütün yaşları aynı anda yaşayan bir çocuktu o. Yumurtaya doğru uçan kuş: Cortázar yaşamı yıldan yıla, günden güne tersine doğru, kendi doğumlarına vesile olacak bir birleşmeyi yaşayan aşıkların sarılışının istikametinde yaşamaktaydı. O şimdi ölüyor, o şimdi toprağa giriyor; tıpkı erkeğin kadına girerken geldiği yere geri dönmesi gibi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hep var
Kendimi iyi hissediyordum ama nedense içimde bir hüzün vardı.
Bu kiralık odada kocası olacak adamla randevulaştı; adam ona sahip olmak isterken, yatağında kalmasını isterken onu sevdi, onu öldürdü ve sonra da kendini öldürdü. Uruguay gazeteleri yatağın hemen yanında yatan bedenin, iki kurşunla devrilmiş, şiirlerindeki gibi çıplak, üzerinden çıkardığı tüm kıyafetleri kırmızı ve çorapları düşük Delmira'nın fotoğrafını yayınlıyor: "Gidiyoruz daha uzağa gecenin içinde, gidiyoruz..." Delmira Agustini kendinden geçmiş halde yazıyordu. Hiç gizleme ihtiyacı duymadan şarkılarında aşk ateşini konu edinmiş ve erkeklerde alkışladıklarını kadınlarda cezalandıranlar tarafından lanetlenmişti, çünkü iffet bir kadınlık görevi, zevk ise tıpkı akıl gibi, bir erkek ayrıcalığıydı. Uruguay'da yasalar ruh ve bedeni, Güzel ve Çirkin gibi birbirinden ayıran insanların önünde yürür. Nitekim Delmira'nın cesedinin önünde gözyaşları döker ve ulusal edebiyatın bu önemli kaybı hakkında cümleler sıralarlar ama görünüşte böylesine acı çekenler aslında rahatlamış bir şekilde iç çekerler: Ölen ölmüştür ve böylesi daha iyi olmuştur.
Bu olay Afrika' da, Yoruba Krallığı'nın kutsal şehri İfe'de bugün gibi bir günde ya da kim bilir ne zaman yaşandı. Hastalığı artık iyice ilerlemiş bir ihtiyar, üç oğlunu topladı ve onlara şöyle dedi: "En değerli şeylerim bu odayı tamamen doldurana kalacak." Ve dışarıda oturup gecenin çökmesini bekledi. Oğullarından biri toplayabildiği bütün samanı getirdi, ama odanın yarısı boş kaldı. Diğeri toplayabildiği tüm kumu getirdi, ama odanın yarısı boş kaldı. Üçüncü oğul bir mum yaktı. Ve oda doldu.
Kağıttan evleri yakılınca, bellek, insanların ve tanrıların ihti­şamını anlatan ağızlarda -insanlardan insanlara kalan şarkılar- ve içi boş kütükler, kaplumbağa kabukları ve kamış flütlerin müzi­ğinde dans eden bedenlerde kendine sığınak buluyor.