Tiyatro, Antik Yunan'daki başlangıç noktasından itibaren, bir tür efeminelikle damgalanmıştır. Bu efeminelik hem belli tarihsel aralıklarda kadın rollerine çıkan erkekler tarafından zorunlu ve ama bir yandan da kökene sadık bir biçimde temsil edilmiş, hem de sahnesellik, histrionics, yüzyıllar boyunca kadınlann "mantıkdışı duygusallıklan", zayıf bünyeleri ve buna bağlı türlü çeşit kafa karıştıncı belirtileriyle özellikle kadınlara atfedilen histeri ile sözcük düzeyinde ilişkilendirilmiştir. Oyuncu budur çünkü kadına ait olumsuz özellikleri bünyesinde toplamıştır, kontrol edilmesi gereken duygularını abartılı jestlerle ve mimiklerle dışavuran kişidir. Ve, nihayet, melodram da abartılı coşkusu, tragedya gibi bir türle karşılaştırıldığında bir türlü kurtulamadığı saygınlık yoksunluğu, patetik denebilecek hisli hali ile bu ilişkiler ağına eklenir. Yani, burada, her defasında tiyatro kadınsı bir erkek gibi, kadın teşhis konmuş ya da konmamış bir histerik olarak, melodram ise tiyatronun kadınsı erkeğini de kadınını da histerik biçimde temsil etmiş bir form olarak ele alınmaktadır.