gerçekte ıstırabı hissetmem gereken biri zamanda duygularımı bastırdım. şiddetli acı çekmeyi kabul etmemek için, olanlarla gerçekçi biçimde ve doğrudan yüzleşmekten kaçındım. sonuç olarak da bu şekilde içi boş, cansız bir yürekle yaşıyorum şimdi. ve zeki yılanlar yüreğimdeki o boş yeri ele geçirip, serinkanlı bir şekilde kalplerini oraya gizlemeye çalışıyorlar.
bizler muhtemelen, ayrı dönemlerin havasını soluyup o döneme özgü yükleri sırtlanıp yaşamak durumundayız. bu çerçeve içinde gelişmekten başka çaremiz yok. iyi ya da kötü, doğal işleyiş bu çünkü.
başka bir deyişle, babamın yüreğinde uzun bir süre boyunca var olan bu ağırlık -günümüz terminolojisi ile travma- oğlu olarak bana da, kısmen de olsa, aktarıldı. insanların birbiriyle bağ kurması böyle bir şeydir, tarih de böyledir. özünde "devamlılık" denen eylem, tam da bu ritüeldir. içeriği ne kadar rahatsız edici olup ona sırt dönmek isteseniz de bir parçanız olarak sizde devam edecektir. eğer öyle olmazsa, tarihin ne anlamı kalırdı?