Benay

Benay
@aybenay
Pro captu lectoris, habent sua fata libelli.
“…hep ve ömür boyu hiç dinmeyen bir hayal kırıklığına sürüklenerek, bir başkası, hayatta daha şanslı olduklarına inandığı kişilerden biri olmak istiyordu. Kendisini olağanüstü olarak görmeyi başaramıyordu, oysa herkesin, kim olursa olsun, bunu yapmayı başarabildiğinden ve başarmak zorunda olduğundan kuşku duymuyor, o olağanüstüdür, diyorum kendime hiç durmadan ve kurtuluyorum.”
Sayfa 63·Kitabı okudu
Reklam
“Onu çeken, insanların mutsuzlukları içindeki halleriydi, insanların kendileri değildi, mutsuzluklarıydı ve insanın olduğu her yerde buna rastlıyordu. Doğmak mutsuzluktur, yaşadığımız sürece de bu mutsuzluğu sürdürürüz, bir tek ölüm kesip atar bunu. Bu, hep mutsuzuz demek değildir, mutsuzluk yoluyla mutlu olabiliriz. Annemle babam bana mutsuzluk dışında hiçbir şey göstermediler, gerçek bu, gene de hep mutlu oldular…”
Sayfa 44·Kitabı okudu
“Çocukluğundan beri ölme isteği duymus, hani denir ya, kendini öldürme isteği, ama hiçbir zaman bu konuda en yüksek yoğunluğu gösterememiş. Daha başlangıçtan beri, aslında her şeyiyle ona iğrenç gelen bir dünyanın içine doğmuş olmakla başa çıkamamış. Büyümüş ve bu ölme isteğinin birden yok olacağına inanmış, ama en yüksek yoğunluğa gene de ulaşamamış, dedi. Sürekli merakım intiharımı engelliyordu, dedi, diye düşündüm. Babamızı bizi döllediği için, annemizi bizi doğurduğu için, kız kardeşimizi de sürekli olarak mutsuzluğumuzun tanığı olduğu için affetmeyiz. Var olmak umutsuzluğa düşmekten baska bir şey değildir ki, dedi. Uyandığımda iğrenerek düşünüyorum kendimi ve başıma geleceklerin hepsi tüylerimi diken diken ediyor. Yattığımda ölmekten, bir daha uyanmamaktan baska bir isteğim olmuyor, ama sonra gene uyanıyorum ve bu korkunç süreç yineleniyor, yineleniyor sonuçta elli yıl boyunca, dedi. Elli yıl boyunca ölmekten baska bir şey düşünmediğimizi düşünerek gene de yaşıyor olmamız ve bunu tamamen tutarsız olduğumuz için değiştiremememiz, dedi. Çünkü biz kendimiziz acınacak olan, alçağın ta kendisiyiz.”
Sayfa 34·Kitabı okudu
“Babasından, annesinden, kız kardeşinden nefret etmiş, mutsuzluğundan hepsini sorumlu tutmuştur. Onu korkunç yaşam makinesinin içine yukardan atıp, aşağıdan tamamen mahvolarak çıkmasını istemelerini başlarına kakmak için var olmak zorundaymış. Kendini savunmak hiçbir işe yaramazmış, dedi hep. Çocuk bu yaşam makinesinin içine annesi tarafından atılmış, baba çocuğu durmadan parçalara bölen bu varoluş makinesini ömür boyu çalıştırmış. Anne baba, bizzat kendileri olan felaketi çocuklarında sürdürdüklerini çok iyi bilirler, çocuk yapmayı ve onları yaşam makinesinin içine atmayı haince sürdürürler.”
Sayfa 32·Kitabı okudu
“Elli yaşımızı geçtikten sonra kendimizi hain ve karaktersiz buluruz, diye düşündüm, bu duruma ne kadar süreyle dayanabileceğimizdir sorun. Birçoğu elli bir yaşındayken kendini öldürür, diye düşündüm. Bir çoğu elli ikisinde, ama çoğunlukla elli birinde. …Nedeni, elli yaşındaki birinin elli yaşını geçince duyduğu sınırı aşma utancıdır çoğunlukla. Aslında ell yıl kesinlikle yeterlidir, diye düşündüm. Elliyi geçip yaşamaya, varlığımızı sürdürmeye devam ederek kendimizi bayağılaştırırız. Sınırı açan korkaklarızdır, diye düşündüm, elliyi geçince kendini iki kez acınacak duruma düşürenler oluruz.”
Sayfa 26·Kitabı okudu
Reklam