“Duyarlılık bakımından, sevilmeyi hep sevdiğimi ve asla kendimi sevmediğimi söylersem her şeyi söylemiş olurum. Her şeyin karşılıklı olması gibi bayağı bir görev -bir ruh sadakati- nedeniyle, bu tür duyguların karşılığını ödemek zorunda kalmak beni her zaman sıkmıştı. Benim hoşuma giden pasiflikti. Faallik açısından, beni sevenin sevgisini kışkırtmaya ve unutulmamaya yetecek kadarıydı istediğim.”
“İçsel anlarıma dair hep sahip olduğum aşırı bilinç, sanki esrarengiz ve ilahi bir şey gibi hep yaraladı beni. Kendimi asla anlamadım; özellikle, içgüdülerimin bilinçdışı kapsamını ve sonuçta bayağı bir şey olan sinirsel reflekslerimin şokunu yaşarken kendimi yakaladığımda hiç anlayamadım.
Üzgünüm, ve bilmiyorum.”
“Ben daima hayatın seyircisi olmak, hayata karışmamak istedim. Ne nefret ne de hınç duyuyorum. Bu tür duygular, bir kanaate, bir mesleğe ya da hayatta bir amaca sahip insanlara özgüdür. Bende bunların hiçbiri yok. Yaşama, bilmece çözen birinin ilgisiyle bakıyorum. Hiçbir duygu katmıyorum. Prensiplerim de yok.“