Benay

Benay
@aybenay
Pro captu lectoris, habent sua fata libelli.
“Birikmişlerin fazlalığı insanı kendi geçmişinden bile uzaklaştırır.”
Sayfa 99·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Babası neredeyse okuyup yüksek bir meslek sahibi olmasından çekiniyordu kızının; aslında her ikisinin de onun fazla büyümesini istemiyor gibi bir halleri vardı. Korkuyorlardı. Bilinmezlikten korkuyorlardı. Bir an önce uygun bir kısmeti çıkıp başı bağlansın istiyorlardı. Kendine göre mütevazi hayatı olan bir kocası olsun kızlarının; helal süt emmiş bir damat, kendi alçakgönüllü hayatlarının içinde, gönüllerini hoş tutacak Allah’ın vermediği bir oğul yerine geçsin istiyorlardı. Kızları yükselsin elbet, ama onlarn erişebilecekleri bir yere kadar yükselsin istiyorlardı. Kendilerini güvensiz, itilmiş hissetmek istemiyorlardı. Kizlarinin da kendilerine ihtiyaci olsun istiyorlardi. Bunca yıl bir türlü alışamadıkları İstanbul, kızlarını büsbütün ellerinden alsın istemiyorlardı. Ne zaman sıkışsalar, memlekete dönmekten söz ediyorlardı. Genç yaşta evlenip gurbete çıkmışlardı, bütün ümitleri bir gün Trabzon'a geri dönmekti. Akrabalarına kaybolmadıklarını göstermek, onlar için hayatın tek anlamıydı; yeniden toprak almak, bir iş tutmak, çarşı içinde dükkân açmak hayalleri kuruyorlardı. Bütün hayatlarını akrabalari için yaşamışlardı. İstanbul'dayken bile hiç eksiltmemişlerdi akraba gözlerini üzerlerinden...”
Sayfa 44·Kitabı okudu
“Öğrenim yaşamı boyunca yoksul çocuklarına verilen her çeşit yardımdan, iaşeden, burstan yararlandı; yüksünmedi, eksiklenmedi. Yoksulluklarından zamanla marazi bir kibir edinenlere, hayata diklenenlere de benzemedi. Daha ilkokuldayken, kendi çocuklarının tembelliğinden yakınan hali vakti yerinde ailelerin, hep Sevgi'yi ve onun yoksulluk içinde yaşadığı kötü koşulları örnek göstererek çocuklarını azarladıklarını biliyordu. Onlarla yarışamazdı. Ne kadar çalışırsa çalışsın, hep kenarda durmayı, verilenle yetinmeyi bildi. Yoksulluk duygusu bir rutubet gibi içine işlemişti, hiçbir zaman bunun ezikliğinden kurtulamadı. Bunca yıl sonra bile hâlâ bazı geceler uykusundan fırlayıp salona çıkar, kendini inandırmaya çalışan gözlerle tek tek eşyalarına -koltuk takımına, yemek masasına, büfesine, televizyonuna, müzik setine, önünde kocaman pufu olan okuma koltuğuna- "Bu benim, bu benim!" diye bakar. Kendi gerçekliğine inanıp sakinleşene kadar bir süre gecenin sessizliğinde öylece oturur, tek tek onları seyreder, sonra ayaklarını sürüyerek yatağına döner.”
Sayfa 43·Kitabı okudu
“Herkesin içinde kırılan yerin sahibinden alıp götürdüğü şeyler farklıydı.”
Sayfa 35·Kitabı okudu
“Geçmişte kalan şeyler geçmişte kalmalıydı ona göre. Bu huyu yüzünden zamanla çevresi azalmış, arkadaşları tarafından vefasızlıkla suçlandığı olmuştu. İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çok kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse, hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı.”
Sayfa 20·Kitabı okudu