O, Tanrı ile kurulacak ilişkinin toplumsal ya da kurumsal değil şüphe götürmez biçimde bireysel olması gerektiğini düşünür. Çünkü insan ancak bireysel olarak, yani en yalın ve çıplak biçimiyle Tanrı'ya dokunabilir.
Diğer taraftan ise Kierkegaard, ölüme karşı bir başkaldırı, bir meydan okuyuş olarak olarak, yürüyüşe çıkmayı öğütler. Ona göre insan, her şeye rağmen yürüyüşe çıkma arzusunu ve yürümeye olan inancını kaybetmemelidir; çünkü bu, dolaysız olarak "Varım!" ve "Buradayım!" demektir.
Her ne kadar ıstırap söz konusu olduğunda sessizliği ve suskun kalmayı yeğlese de, Kierkegaard, hakikat söz konusu olduğunda konuşmaktan ve ifade etmekten de geri durmamıştı.