İran'da erkekler dahi, Fransız erkeklerinin sahip olduğu türden bir neşeye sahip değildir. Burada her durum ve şartta rastlanılan açıkfikirlilik ve neşe onlarda hiç görülmez.
Türkiye'de durum bundan da kötü. Monarşi kurulduğundan bu yana babadan oğula kimsenin yüzünün gülmediği aileler mevcut orada.
Sevgili Özbek, şu an Venedik'teyim. Dünyadaki bütün şehirleri görmüş ol, yine de Venedik'e geldiğinde şaşırırsın. Bir şehrin, kule ve camilerin sulardan yükseldiğini görmek ve sadece balıkların olması gereken bir yerde sayısız insanın yaşadığını görmek insanları daima şaşırtacaktır.
O, Tanrı ile kurulacak ilişkinin toplumsal ya da kurumsal değil şüphe götürmez biçimde bireysel olması gerektiğini düşünür. Çünkü insan ancak bireysel olarak, yani en yalın ve çıplak biçimiyle Tanrı'ya dokunabilir.
Diğer taraftan ise Kierkegaard, ölüme karşı bir başkaldırı, bir meydan okuyuş olarak olarak, yürüyüşe çıkmayı öğütler. Ona göre insan, her şeye rağmen yürüyüşe çıkma arzusunu ve yürümeye olan inancını kaybetmemelidir; çünkü bu, dolaysız olarak "Varım!" ve "Buradayım!" demektir.
Her ne kadar ıstırap söz konusu olduğunda sessizliği ve suskun kalmayı yeğlese de, Kierkegaard, hakikat söz konusu olduğunda konuşmaktan ve ifade etmekten de geri durmamıştı.