Neden sanki büyü yapılmış gibi, bilinmeyen bir baskıyla nabız hızlanır, hayalperestin gözlerinden yaşlar fışkırır, solgun, nemli yanakları ağrır ve bütün benliği karşı konulmaz bir haz duygusuyla dolup taşar? Neden bütün o uykusuz geceler sınırsız bir neşe ve mutlulukla dolu bir anmış gibi geçer, neden şafak vakti günün pembemsi ilk ışıkları pencereden içeri girip kasvetli odayı bizim Petersburg’umuzdaki gibi o inanılmaz, mucizevi ışıkları ile aydınlattığında hayalperestimizin bitkin ve yorgun kendini yatağa atıp marazi, çarpılmış ruhu bu düş nöbetiyle tükenmiş vaziyette, kalbini yakan o tatlı sızı eşliğinde uykuya dalar?