-Tabiatın sessizliği, dedi, öyle zannedildiği kadar korkunç
bir şey değil. Yalnız biz buna bir türlü alışamıyoruz.
Ne kadar düzgün konuşuyordu. Söze yarım kalmiş bir bahsi
tamamlar gibi bağlamış, öyle devam ediyordu:
-Biz, bataklıkları dolduran kurbağalar gibi, mutlaka bu sessizliği bozmak istiyoruz...
"İçimde kendi hayatımı yaşamadığım kanaati var. Daha samimi olayım ister misiniz? Bu yaşadığım hayat, o kadar benim değil ki herhangi bir saatimde
birisi gelip de bana,"Haydi kalk, sıran geldi, kendi kendin ol! diye bağırsa sanki böyle bir şey mümkünmüş gibi inanıp koşacağım. Bu his bende o kadar kuvvetli... Herhangi bir kalabalıkta
kendimden başka herkes olmaya razıyım."
Abdullah Efendi’nin Rüyaları, modern insanın yalnızlığını, kendine ve topluma yabancılaşmasını ve iç dünyasındaki çatışmayı anlatmış. Rüyalar aracılığıyla, bireyin bastırdığı korkuların, huzursuzlukların ve anlam arayışının dışa vurulduğu gösterilmiş. Eserde asıl vurgulanan şey, insanın kendi iç dünyasında kaybolması ve gerçeklikten kopma tehlikesidir.