Elimizden ne geliyorsa onu yapabiliyoruz ve bununla yetinmek zorundayız...
beğenmesek de alışmamız gerekiyor.
Yitirilen hiçbir şey yoktur, Sarah.
Bulunamayacak hiçbir şey.
Ülkemde halkın oynadığı bir oyun vardır, adı Gülen Kaplan. Sizin beyzbolunuz gibi sevilen, eski bir oyundur. Çocuklardan biri kaplan kılığına bürünür. Bir post giyer. Dans edip koşarken, diğer çocuklar da onu yakalamaya çalışırlar. Postun içindeki çocuk gülüyordur, fakat aynı zamanda hırlayıp ısırmasını da bilir. Oyunun kuralı.
Ülkemde yönetim değişmeden önce köy başkanları bu oyunu oynarlardı.
Sanırım Stillson da bu oyunu biliyor.
“Dönen bir şans tekeri...
Gelecek için döndürülüyor, siyah ve kırmızı, yaşam ve ölüm.
İçinden bir ses, seç bakalım diye fısıldadı.
Seç yoksa sana bırakmayacaklar. Burası her neresiyse seni söküp alacaklar, tıpkı doktorların sezaryenle ana rahminden çocuk alışları gibi.”
“Salt bunu düşünerek onu yargılama, Johnny. Onun kafa yapısında bir insan başka türlü düşünülemez. Eğer ona bir şeyler duyacaksan, bu yalnızca acıma olmalı. Parlak bir adam, yükselir de. Daha şimdiden çok iyi iş önerileri alıyor. Er geç bir gün Bangor’dan ayrılıp ya Boston’a ya Hawaii’ye ya da belki Paris’e gidecektir.
Ama şaşılacak denli sınırlanmış bir insandır.
Beyin üzerinde usta bir mekaniktir. Ama neşteriyle beynin içini açtığı halde ruh bulamamıştır. Unutma ki bir mekanik, yalnızca üstün motor bilgisi olan bir çocuktur.”