"mısralarım ki Hindin'in ipeklileri kadar ince dokunmuş ve İran'ın kıyametli halıları gibi hünerli renklerle süslenmiştir, niçin senin kalbine heyecan getiremiyorlar?"
Bazen okşayan, ısıtan bir sabah güneşiydi... Fakat derhal yüzümüzü yırtan, gözümüzü kör eden, içindeki ateşleri kum tanesi gibi etrafa saçan bir çöl fırtınası oluyor, yahut bağrımıza işleyen bir bıçak haline geliyordu.