Fakat adalet, hukukta tek kaygı değildir, hatta en önemli kaygı da değildir: Hukuk her zaman adil değildir. Sözleşmeler de her zaman adil değildir. Ama bazen bu adaletsizlikler, toplumun düzgün işleyebilmesi için gereklidir.
Arkadaşlık, dostluk genellikle o kadar mantık dışı ortaya çıkıyor, hak edenlerden kaçarken tuhaflara, kötülere, acayiplere, arızalılara konuyordu ki...
Fakat içinde bulunduğumuz kendini gerçekleştirme çağında, insanın hayatındaki birinci tercihten başkasıyla yetinmesi iradesizlik olarak görülüyor, ayıplanıyordu. Kaderin sandığın şeye boyun eğmek, onurlu bir hareket olmaktan çıkıp korkaklığa dönüşmüştü bir yerlerde. Mutluluğa ulaşma baskısı bazen zulüm şeklini alıyordu, mutluluk herkesin ulaşabileceği ve ulaşması gereken bir şeymiş de, bu uğurda verilecek en küçük bir taviz dahi bireyin kendi kabahatiymiş gibi.