... bütün kadınların içinde bir büyücü olduğu geçti aklımdan, ben gördüğümü anlamazken, onlar göremediklerini biliyorlar, sırları çözüyorlar ve bunu hemen söylemiyorlardı.
Nasıl oluyordu da onu kaybedince her şeyi kaybetmiş gibi hissediyordum? Ne anneme, ne arkadaşlarıma tanıştırabileceğim, yan yana görünmekten hep gizlice utandığım bir kadın hangi gün, hangi saat benim bütün varlığımı, onu kaybettiğimde öleceğimi sanacağım kadar derinden yakalayıp ele geçirmişti?
Onun toprağına ekilip orada büyümüş bir fidan gibi onun iklimine, rüzgarına, suyuna uygun biçimde gelişmiştim, ona bağımlıyım, onu kalabalık bir havaalanında, bir istasyonda, bir mitingde uzaktan görsem bile en küçük bir hareketiyle dalgalanıp heyecanlanırdım. O benim Büyücüm Merlin'im, Tanrıça Hekatem'di, onun büyüsünden kurtulamazdım, onun verdiği mutluluğu başka kimse veremezdi.
... bazen insanın duyguları kendisinden saklanıyordu. Onları hissediyor ama gerçekte ne kadar derin olduklarını her zaman ölçemiyorduk, sonra birden o derinliğe düşüyor ve şaşırıyorduk.