Bir kere ışığı tanımaya başladı mı yolcu,o ışığın içindeki karanlıkları anlamlandırır. Karanlık ile ışığın bir madalyonun iki yüzü gibi olduğunu anlar. Madalyonun iki yüzünün de aynı yüz olduğunu tecrübe ettiği an ise artık varılacak bir yer olmadığını,hayatın sadece bir yolculuk olduğunu kavrar..
Zorluklar,yürüdüğümüz yolda karşımıza çıkan engeller değil. Zorluklar, yolun ta kendisi. Fark etmek için araçlar sadece. İstemediğimiz bir olaya hoş geldin demeyi öğrenebilir miyiz? Ona bir fark etme çağrısı olarak bakabilir miyiz? O olayı burada öğrenilecek bir şey var diye yorumlayabilir miyiz? Ve tüm bunların kalbimize işlemesine izin verebilir miyiz? Hayatın bize sunduğu o an her ne ise, onunla olma isteğinin ne anlama geldiğini öğreniyoruz. Hatta o an bundan hoşlanmasak da. Çünkü o zorlukların ta kendisi bizim iç çalışmamız,bizim yolumuz,bizim hayatımız…
Her hakiki aşk,umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk bir milat demektir. Şayet aşktan önce ve aşktan sonra aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir.
Başkalarının ağlamaları kendi içimizdeki yasları tetiklediğinden “ bir şeye ihtiyacınız var mı?” demek aslında, “sizi nasıl susturabilirim?” demek oluyordu. Susun ki ben de kendi acımla uğraşmak zorunda kalmayayım.