Biliyorum, ben de sizin gibi olacağım. Sabahları güneş diye bir şey doğacak, görmesem de olur ama uyanacağım, dünyanın kurulu saati. Giyinip kuşanıp çalışacağım, sizinki gibi bir işte. Sizinkine benzeyen bir eş bulacağım. Sizinkiler gibi çocuklar yetiştireceğim, yerimi alsınlar diye. Sizin izlediklerinizi izleyecek, sizinle aynı saatte yatacak, aynı şeylerle ilgilenecek, sizinkine benzer bir hastalıktan öleceğim. Korkmayın, umarım bir gün, sizden biri de olacağım.
İmza: Umutları Olan Her Çocuk
Bizim katrandan kalbimizde merhamet ve pişmanlık otları yeşermez. Hiçbir bahçe gönül telimizi kıpırdatmaz çünkü gönlümüz sonsuz, telsiz, çorak bir melodiler çölüdür.
İmza: Uygarlığın Tahripçileri
Hep mi böyleydi, dersiniz? Yoksa sonradan mı delirdik? Eskiden bir işte çalışır, arta kalan vakitlerde eğlenirlermiş. Sonra bir şeyler olmuş, dünya tersine dönmüş. Arada derede kalmış bir insan kalabalığı eve iş getirmeye başlamış. Mailler, telefonlar, bilgisayar başlarında iş yetiştirmek için sabahlamalar... Bereket versin cumhurbaşkanımız kendi kendini atadı da bizi bu dertten kurtardı. Artık eve iş götüren kimse yok, o ara tür yok oldu, fosili de kalmadı. Şimdi bütün hayatımız iş. Ya da tam tersi. Kocamla geçirebildiğim tek bir akşamım bile olsaydı, hepimiz evlerimize girer girmez uyumak zorunda bulunmasaydık yani, çocuk bile yapardık belki.
Galiba, bu kadarı da yeter, çok şükür, diyen insanlar da vardı. Biz de onlardandık üstelik. Biz, bölük pörçük, koskocaman, birbirini tanımayan, hatta hiç görmemiş bir aileydik. Bahri olsa, atom altı parçacıklarımıza ayrıştık, derdi. Çok iyi geçinirdik. Özellikle de karşılaşmadığımız zamanlarda... Veya birbirimizin farkına varmadıkça diyeyim, daha anlaşılır olsun.
Tanrı bizi unuttu. Belki biraz da kalbini kırdık onun. O'nun, ya da.