İnsanı, asansör bozulunca elinde market poşetleriyle yirmi katlı bir binanın merdivenlerini yürüyerek tırmanmak zorunda kalmak yormuyor da, anlaşılmamak ya da daha doğru bir deyişle yanlış anlaşılmak yoruyor.
Zaten güç neydi ki?
Tabiri caizse, kasları veya kasaları kuvvetli insanlara karşı verilen ayakta kalabilme savaşının adı konulmamış zaferiydi.
Değil miydi?
Güç, oysaki onun için aslında bir zamanlar yastığa başını koyduğunda hissettiği tarifsiz ve paha biçilemez huzuru, minicik bir andan aldığı ve hiçbir madde ile eşyayla parayla değişemeyeceği hazzı anlatamadığı ve hayatına bakınca da bir türlü anlamlandıramadığı bitmek tükenmek bilmeyen aptalca ve çocuksu coşkusu ve kimselerin anlamadığı ama onun çok anlamlı sandığı inatçı gururuydu.