... Mustafa Kemal'in yıllardır dile getirdiği öneri ancak türlü badirelerden sonra hayata geçiriliyordu. Gelişmeyi duyan Mustafa Kemal, ''Ben iki yıl önce dediğimde gerici olmuştum. Zaman ve olaylar her türlü gerçekleri kanıtlar ve belirtir. Fakat bazen böyle bir öldürücü darbe indirerek.'' diyordu.
Öte yandan devlet de büyük bir borç içinde kıvranıyor, toplumdan yüklü vergiler tahsil ediyor, soygunculuğun ve rüşvetçiliğin de önüne geçemiyordu. Hükümet toplumu dört bir yandan kuşatan zümreleri engellemek yerine onlarla bir olmaktan çekinmiyordu. Ve tabii kadınlar... Onlar da hayattan kopuk şekilde erkeklerin hükümranlığı altında yaşıyor, kırıntı halinde bulunan eğitim nimetinden bile faydalanamıyordu. Ekonomik durumu iyi olan Türkler ve bu düzenin dışında kalan azınlıklar ise fena sayılamayacak hayatlar sürüyor, toplumdaki sınıf farkı dev bir uçurum halini alıyordu. Tüm bu şartlar içerisinde milletin tek dayanağı olarak kalan ordu ise mektepli ve alaylılar olarak bölünüyor, politikaya gömülüyordu.
Büyüklük odur ki hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakiki ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda mukavemeti yok eden olacaksın, önüne sonsuz engeller yığacaklardır, kendini büyük değil, küçük, zayıf, vasıtasız ve hiç kabul ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyük derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.
Türklüğü bütün soyluluğuyla tanımak ve tanıtmak gerektiğini anlamıştı. Bu gerçeğe bütün Türklerin inanması, bununla övünüp kendine güvenmesi için çabalamak gerektiğini ülkü bilmişti.