• Tanıdıklarınızı hakkında bildiklerinizle tanıdığınıza kabullendiyseniz, hakkında bilmedikleriniz ayrı benlikler(kişilikler) değil midir? Ve birinin benliklerini tanımadan nasıl koyarsınız tüm benliklerinizi ortaya..
  • Serengeti güne uyaniyor..
    bu yavru, sürüden ayrı kalmişa benziyor..
    Bu yavru için artık çok geç olabilir..
    Leoparımiz Gölge nin bölgesine girdi ve Leoparımiz 2 gündür birşey yemedi...
  • O artık yok. Belki de hiç olmadı. Unuttum gitti.O da ayrı konu…
    Sen de unut bütün olanları. Kapalı dükkana kira ödedik işte..
  • Hakkari'de bir mevsim..
    Okuyun..! Bu eseri mutlaka okuyun.. Öncelikle 1000kitap Istanbul okurlarının 4.11.2018 tarihli gerçekleşen buluşmasında kitabı öneren arkadaşa/arkadaşlara  çok teşekkür ediyorum. Bugüne kadar hem yazar hem kitapla tanışmamanin verdiği pişmanlık var doğrusu..
    .
    Gelelim kitaba..!
    Güneydoğu da çocukluğu geçmiş biri olarak fazlasıyla etki bıraktı bende çocukluğuma  götürdü, belki ölen bebelerle karsilasmadim, belki çaresizlikle yuzlesmedim, ama çocuk denilen yaşta ölüm sözcüğünü daha tam manasıyla bilemez ve kestiremezken çok ölüm gördüm.. nedeni nicini bilinmeyen ve halen adlandirmadigim, anlamladiramadigim ölümler..
    Kitap bu ülkenin tüm kanayan yaralarını ele almış velhasıl..

    Hakkari..! Kim bilir belki bu ülkede yasayipta halen birçoğunun bilmediği, orada nelerin yaşandığını kestiremedigi, içi trajedilerle agitlarla, acılarla dolu bir şehrimiz..ne acı..! Hukukun, adaletin, sağlığın yani kısacası devlet imkanlarının bir türlü yetişmediği topraklar..!! Burda yalnızlığı, caresizligi, kimsesizligi, ölümü, yaşamı, öyle güzel öylesine şiirsel kaleme almış ki yazar kitabı elimden bırakamadım.. Gercek bir yasam oykusu olmasi ayri bir anlam katıyor kitaba.. Kisa kisa yazilmis cumlelerin icinde boğuldum, tikandim nefesim yetmedi bazi satirlarin dramina.. Hiç portakal yememis zeytini bilmemis çocukların var olduğu bir dünya gerçeği ile öylece bakakaliyorsunuz.. Onlar gibi yaşamadığınıza ne yazık ki şükür edemiyor bunun Tanrısal boyutunu, insanoğlunun doyumsuzlugunu sorguluyorsunuz..Kitap Hakkari' ye götürdü beni, soğunu içimde hissettim..He bir de yetmedi oturdum filmini izledim..Salgın  hastalıkların sonucu ölen bebelerin acısı yüreğime dert oldu..Çaresizliğin ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim öyle ki gözyaşlarımı tutamadım.. Kadının çaresizliğini, çocukların nasıl gelin edildiklerini gördüm (ki bu ülkenin en çok kanayan, acıtan, sancitan yarasidir).. Kitaba dair o kadar yazılacak şey var ki hangi birini kaleme alsam bilemedim..

    Hem öğrenen hem öğreten, yolu (bana öyle geliyor ki)  sürgünden dolayı buraya düşmüş bir öğretmen, denize hasret.. 21 yavrusu var sınıfında konuştuğu dili anlamadığı, şöyle diyor kitapta "Sen benden, ben senden olduğum halde, garip, yüzyıllar boyu hiç öğrenememişiz birbirimizin dilini.." Ne gariptir değil mi ? Dünya da konuşulan bir çok dili konuşmaya öğrenmeye can atarken bizler yanı başımızda ki birlikte yaşadığımız insanların dilini bırakın öğrenmeyi yasakliyoruz üstüne.. Başlıyor hem dilini öğretmeye hemde dillerini öğrenmeye.. Hiç deniz görmemiş insanlara denizi anlatmaya çalışan koca yürekli bir öğretmen ışte..
    Çocuklar ölmesin, portakal da yiyebilsin diyen..
    Çaresizliği yenmek isteyen, bir öğretmen ışte..!
    Filmin çekildiği dönem sakıncalı bulunup yasaklanmış, Nietszche' nin sozlerini getirdi aklıma "çünkü şimdiye dek, kural olarak,yalnız doğruları yasakladılar!..

    Ferit Edgü'nun  kalemine yüreğine  sağlık diyorum..
    Ayrica sana bu kadar geç kaldığım için de özür diliyorum..
  • Yarım kalmış mektubun izleri...

    Gece doğuyor içime
    Karanlık alev alıyor derinlerde
    Gündüzlere gölge düşerken
    Dağılmıyor düşünceler mürekkeplere
    Sonra acı birikiyor yüreklerde
    Devler çoğalıyor, gölgeler daralıyor
    Ve bir şiir veda ediyor gecesine..
    Yarım kalıyor her Şey ayrı yazılırken delicesine
    Yarım deriz Yar'dan gelir yarsız kalır gideriz
    Kal derken bile gitmenin tellerine takılır gölgelerimiz.
    Umudu beklemek de neyin nesi bilmez misin sen şu şairi
    " Çünkü sen ve hayat,
    Yarısı gelinen yarısı kalınan bir yermiş bunu asla unutma"
    Bakma sen bu maviye..
    Ne kir bi renktir o insanların tüm kederi onun üzerinde.
    Sonra umut mavinin adı derler de maviye sormazlar onun en sevdiği renk ne diye...
    Belki kırmızı belki biraz hüzün kim bilir ne de olsa onda kaldı iki gözüm. Gözler ki kalbin aynası derler ama ben de kayboldu yüzüm.
    Artık yüzümü katlayıp gider oldum bu dar sokaklardan ne olsa her bir yerinde senin tebessümün...

    Eylem Okur
  • Hakasya Türklerinde hapşıran genç insana yanında bulunan ve yaşça ondan büyük olanlar, “ ala köpeğin kıçını yala” derler. İnancs göre Ala köpeğin kıçında bir takım etkili cinler vardır. İnsanların hapşırmalarına yol açan da bir cin türüdür. İki ayrı kara iye bir araya gelince insanlara zararlı olmayacakları inancı vardır.
  • "Ben bütün zamanımı ve bütün zamanımdan bin kat daha fazlasını ve daha da ötesi, dünya üzerinde var olan bütün zamanları sadece senin için kullanmak istiyorum. Seni düşünmek seninle nefes almak için..."

    Kalbine atma diyebilir misin?
    Peki ya Onu sevme diyebilir misin?
    Kaç kere dizginledin kendini aşık olmamak için?
    Mümkün müydü?
    Yasak olan herşey, aşkı masum kılar mı?

    Franz Kafka'nın hayatının en büyük aşkı Milena'ya yazdığı ve bir anlamda aşkının şiire dökülmüş hâli sayılan mektuplar, sizin de kalbinizde bir yerlerde kıvılcım yaratacak cinsten. Benim gibi bir 'odun'u :) bile etkilediyse bu mektuplar, samimiyetinden ve gerçekliğinden kaynaklıdır. Beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmezdim. Başından sonuna kadar bir çok yerin altını çizdim. Öylesine özlem içeriyor ki mümkün olmadığını bile bile beraber olsunlar istiyorsunuz. Ama hani bir efsane vardır, ya da görünen, yaşanan bir gerçek mi demeliyim bilmiyorum, aşk varsa ve gerçekse kavuşmak mümkün değildir diye. İşte bunu bile bile ortak oluyorsunuz yaşanan duygu seline.

    Kafka, yazdığı bu aşk mektuplarında kendi yaşama mücadelesini de işlemiş. "Bak Milena, yüreğimde sen olduktan sonra her şeye göğüs gerebilirim." derken hayata tutunma bahanesini açıkca ortaya koyuyor. Ayrı ayrı yaşanan iki hayatta tek ruh olmanın verdiği hissiyat, kelimelere nakış gibi işlenmiş. Ahengi hissetmemek elde değil. Milena'ya olan tutkusu dışında Yahudi olmasına da fazlasıyla değinmiş Kafka. Belki de Almanya'da Nazi fırtınasını önceden hissetmiş ve sürekli toplum içindeki Yahudilerin durumunu dile getirmiştir, kim bilir.

    Etkileyici bir kitaptı. Severek okudum. Tavsiye var mı derseniz tabiki okuyunuz derim :)