Gerçeklerden kaçmak için yalana sığınma, sağır ol. Sağır olursan duyamaz, konuşamazsın. Gözlerini sadece sevdiklerine, seni değerli hissettirenlere dokundur...
"Benim varlığım hiçbir durumda size tehdit teşkil etmez, ben zaten ölü biriyim. Ölü bir insanı bir kere daha öldüremezsin, ölü bir insanı tehdit edemez, ölü bir insanla kimseyi tehdit edemezs-"
"Sus!" diye bağırdı bir anda. "Sus! Tamam mı? Sus! Bir daha kullanma şu sikik kelimeyi!"
"Duymaman hiçbir şeyi değiştirmeyecek."
"Kolun kanıyor."
"Senin de beynin," diye mırıldandı. "Bu kafayı bırak." Bana döndü. "Bu zihniyetle fazla yaşamazsın."
"İnsanların kararlarına saygı duymalısın."
"Duymuyorum," dedi. Öfkeliydi. "Hele bu tür kararlara, hiç duymuyorum. O yüzden bir daha sakın deneme."
Böyle zırvalıkları kim okuyordu? Herkes. Tabii ki. Bu okuldaki herkes böyle şeylerden artık klişeleşmiş bile olsa hoşlanırdı çünkü herkes, herkesin potansiyel düşmanıydı.
Açık yaraları olan insanlar diğerlerine göre daha iflah olmazdı, karşısındakinin kalbine giden en hızlı yola sahip olan duyu organından akacak o tuzlu şifa suyunu canla, başla beklediği için. Bekleyeceklerini biliyordum, her zaman beklerlerdi. Bu yüzden yaraları açıktaydı.