"Evet, yine buradasın Ahmet Muhtar. Geçen sefer gitmemek için
ayak dirediğin kavgaya şimdi koşa koşa geldin. Hayat döve döve öğreten
bir muallim değil midir zaten?.."
" Mevzi diye mezarını kazmıştır da ondan. Muharebeyi kazanmaktan başka çaresi olmadığını, kaybettiğinde üzerine toprağın o mevzide atılacağını bilir bizim asker. Muharebe boyunca yuvası olur o mevzi, o mezar. Bir olur o mazarla. Mezar gibi sessiz, soğuk ve merhametsiz olur..."
" Sorduğu anda pişman olur Ahmet Muhtar. Alacağı cevabı bile bile sorduğu için söver kendine. Anadolu'nun neresine giderse gitsin hikaye hep aynı değil midir? On yıldır onlar cepheden cepheye koşarken analar babalar ölmüş, kardeşler adlarını bilmedikleri topraklarda dövüşüp gömülmüş, yavuklular askerden kaçmayı başarmış kodamanlarla medrese artıklarına yar olmuş, Sadıklara da sadakatlerinin mükâfatı olarak bir ömür mahpus kalacakları, adına ev denen dört duvarlar kalmıştır..."