Dağın eteklerinde, denize düşmesi gereken yakamoz aynalara küsmüş yüzümü aydınlatırken, gecenin şahı ay, almış yanına gözde yıldızlarını salına salına dans etmekle meşguldü. Güya kusursuzluğunu eşsiz bir manzaraya dönüştürmüş, nispet yapıyordu benim gibi kaybolmuş ruhlara.
Issız kumsal,sanki sonsuzluğa uzanıyor gibiydi. Suya biraz daha yaklaştım. Denizin değdiği serin kumu ayağımda hissetmek, hoşuma gitmişti. Attığım her adım ardımda küçük bir iz bırakıyordu
O geceyi düşünerek olanları olduğu gibi yazdım. James'in beni karnım ağrıyana kadar nasıl güldürdüğünü, küçük ve ucuz bi restoranda gece ikiye kadar nasıl oturduğumuzu hatırladım. Ve hayatın en güzel yanlarının, en karanlık anlardan doğduğunun nasıl farkına vardığımı da...