" Can kaybı olmadığına sevineceklerdi belki, ama gazete canlı bir varlık gibiydi onlar için. Makineler yok olduysa, malzemeler yakıldıysa, bir gazetenin yangında kül oluşu ile bir insan ölümü aynı şeydi..."
"... Matbaa mürekkebi, öyle bir alışkanlık yapar ki, ömür boyu koklamadan yapamazsın. Çekicidir, tiryakilik gibi bir tutkudur, bir tür aşka benzer. Onu koklayanlar, ondan zor vazgeçer. Tadını aldığında artık bağımlısı olursun. Hani, trenlerde çalışan makinistler, kondüktörler var ya! Onlar emekli olduktan sonra evlerini tren istasyonlarına yakın yaparlarmış. Çünkü ömürleri, rayların tekerleklere dokunma sesini dinlemekle geçer. O sesi duymadan edemezlermiş. Başka yerlere yerleşenlerin kısa zamanda öldüğü söylenir. Gazetecilik ve matbaa işi de böyledir. Koklamaya gör, nereye gidersen git, o seni çeker. Tıpkı toprak, sıla, sevda gibi burnunda tüter. Bu tutku içinde hem korkarsın hem de yapmadan edemezsin, öyle bir şeydir işte... "
Babasız büyümek, yaşam boyunca bir yanı eksik olmaktır. Dışarıdan bakıldığında güçlü, ama içten içe kırılgan ve naiftir babasız kızlar. Bilinçaltında, karşılaştıkları her erkekte kaybettikleri baba figürünü ararlar ve o özellikleri taşıyan erkeklere aşık olurlar. Güçlü ve kendilerine kol kanat gerecek güçlü erkeklerdir bunlar.