Uzun zamandır okumaktan korktuğum için başlayıp bir türlü devamını getiremediğim bir kitaptı korku. Fakat bugün bir cesaret okumaya devam edince saatler içinde bitirdim.Kitap o kadar akıp gidiyor ki nasıl bitirdiğinizin farkında olmuyorsunuz. Stefan Zweig bir psikoloji yazarı Froyd'un yolundan ilerleyen bir psikolog diyebiliriz. Ben şahsen Froyd'un öğretilerini her ne kadar benimsemesemde Stefan Zweig'ın okuduğum birkaç kitabından anladığım kadarıyla psikoloji ve bunu kaleme alma konusunda hayli başarılı olduğunu düşünüyorum. Özellikle korku okuduğum diğer kitaplar içinde öne çıkan ve okurken karakterin psikolojisini tamamen size yaşatan bir kitap. Olay örgüsüyle değil daha çok psikolojik analiz ve anlatım tarzıyla öne çıkıyor. Dili çok ağır değil fakat dünya klasikleri veyahut herhangi bir klasik okumamışsanız sizi bir miktar yorabilir düzeyde. Olay örgüsü ise şu şekilde ilerliyor; Brujuva hayatı yaşayan ana karakterimiz yaşadığı sıkıntısız hayattan bunaldığı bir dönemde kendini tamamıyla başka bir hayat süren bir piyanistin kollarına atıyor. Gizli aşk yaşarken aynı zamanda büyük bir korku duyan Irene ismindeki karakterimiz bir gün aşığının evinden çıkarken bir şantajcı tarafından ilişkisini kocasına anlatmakla tehdit ediliyor. Hayatını ve bu süreçte fark ettiği bütün güzelliklerini kaybetmekle karşı karşıya olan karakterimizin bu süreçte şantajcısı ve kocasıyla yaşadıkları üzerinden psikolojik analizini yapan size tüm detaylarıyla anlatan ve hissettiren çok başarılı bir eser.
"sözgelimi öğleden sonra saat dörtte gelecek olsan ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Her geçen dakika mutluluğum artar. Saat dört dedi mi meraktan yerimde duramaz olurum. Mutluluğumun armağanını veririm sana. Ama gelişigüzel gelirsen içimi sana hangi saatte hazırlayacağımı bilemem. Ayinsiz olmuyor."
"insanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını satın alıyorlar dükkanlardan ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar.."