O halde yolcu odur ki, dünyada ömür sermayesini tüketirken, hidayet kitabı olan Kur'an-ı Kerim ve hidayet kılavuzu olan Sünnet-i seniyye çizgisinde, dâru's-selâm'a çağrılı olduğunun bilincinde hareket etmeyi unutmaz.
Yüce Rabbimiz, yolumuzu sırat-ı müstakim, yolculuğumuzu âsân ve yurdumuzu dünyada dâr'ul-İslâm, ukbâda dâru's-selâm eyleye...
Mebâriku'l-ezhâr Şerhu Meşârıkı'l-envâr müellifi İbn Melek (v.821) hadisin yorumunda çok farklı ve köklü bi noktaya dikkat çekmektedir: "Resûlullah'ın halîl/dost edinmesi kendi fiili ile olur; İslâm kardeşliği ise Allah'ın fiili ile gerçekleşir. Dolayısıyla Peygamber için Allah'ın seçtiği şey, onun kendisi için bizzat seçtiğinden elbette daha üstün ve önceliklidir."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in beyânındaki gerçeğin ve İbn Melek'in yorumundaki derinliğin farkına varıldığı gün, din kardeşliğinin her türlü özel bağdan öncelikli olduğu anlaşılacak ve saflar daha sıkı tutulacaktır. Dışta, dost edinilmesi, kendilerine "dost" denilmesi câiz olmayan ğayr-i Müslimlere ve siyasal müttefiklere yönelik kültürel ve diplomatik zaaflara düşülmeyecek; içte, özel bağlar hatırına duygusal ve davranışsal bozulduk ve aşırılıklara yeltenilmeyecek, din kardeşliği çerçevesinde geliştirilen ilişkiler, tercihler, ittifaklar, kurumlar, söylemler ve hizmetler öncelenmiş olacaktır. Bu da tüm müslümanları sırât-ı müstakim'de hep birlikte yürüme bahtiyarlığına kavuşturacaktır.
Geçmiş ümmetlerin sapıklıklarıyla ilgili bu tesbitlerin bizimle olan ilgisini Süfyân b. Uyeyne (v. 197) şöyle belirtmiştir: "Alimlerimizden sapıtanlarda Yahudiler'e; âbidlerimizden sapıtanlarda da Hıristiyanlara bir benzerlik vardır."
"Benden önce gönderilmiş bulunan her Peygamberin ümmetinden mutlaka sünnetine sarılan ve emrine uyan yardımcıları ve dostları olmuştur. Ancak bunlardan sonra, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan birtakım gruplar zuhur etmiştir. Bu tür insanlarla, eliyle mücadele eden mü'mindir; diliyle mücâdele eden mü'mindir; kalbiyle mücâdele eden mü'mindir. Bundan ötesinde bir hardal tanesi ağırlığınca bile iman söz konusu değildir."
Müslim, İman 80; Ahmet b. Hanbel, Müsned, I. 458; Dihrevi, Huccetu'llahil-bâliğa, I. 257