Emma yazarımızdan okuduğum ikinci kitap. Derin Kesi kitabı ile kalemini tanıdım ve yani kitabında da bizi yine bir hastane koridorları karşılıyor.
Emma, asker bir ailede büyümüş genç bir kadın. Babası ve ailesi onun da asker olmasını istiyor fakat Emma insanları kurtarmayı başka bir yoldan yapmaya karar veriyor ve askerlik gibi kutsal bir meslek olan hemşireliği seçiyor. İşini büyük bir vicdan ve adalet duygusuyla yapıyor. Onun için kutsal olan bu mesleği en iyi şekilde yapmak ve temsil etmek istiyor.
Yeni görev yeri olan hastaneye yönetici hemşire olarak geldiğinde onu hiç de beklediği ya da umduğu demeliyim belki bir mandata karşılamıyor. Aslında olmaması gereken ne varsa karşısına çıkıyor. Mobbingden tutun da güç savaşlarına, adam kayırmaktan dedikoduya kadar her şey var. Louren ve Joseph başta olmak üzere neredeyse herkes Emma’ya karşı cephe alıyor ve onu yıldırmaya çalışıyorlar. Buna anlam verebilmek biraz zor çünkü böylesi kutsal bir meslekte bu tarz muameleler görmek istemiyor insan. Emma ise yapılan hiçbir şey karşısında pes etmiyor. Bir süre sonra kafasını toparlamak için Paris’e gittiğinde geçmişinde kalan bir isim olan Adrian ile tekrar karşılaşıyor. Bu da hikâyeye duygusal bir boyut katıyor. Ancak hastaneye döndüğünde mücadele daha da büyüyor ve o da artık daha güçlü bir şekilde karşılarına çıkıyor. Bazı insanları ve planlarımı okurken şok içerisindeydim. Kalbi kararmış insanların varlığı beni her daim germiştir zaten. Bir de o insanlarla sürekli aynı ortamda çalışmak zorunda kaldığınızı düşünün! Entrikalarla savaşan ve mesleğini aşkla yapan bir isimdi Emma. Onunla tanışmak benim için çok keyifliydi. Böylesi güçlü kadın karakterleri okumak her zaman gurur veriyor bana. Çok keyif aldım