Ayşe Selen

Ayşe Selen
@aysesultan_
İnkılâp adına, bir milletin kanına...
Barındıkları vatanda kendilerinin ecdat kemikleri gömülü bulunmayan ve içerisine sokuldukları cemiyetin ruhunda kendi tarih ve mâzileri yüklü olmıyan insanlar, bütün kuvvetleriyle o milletin mâzisine musallat olur, onun ruhunu tarihiyle beraber kökünden kazımak isterler. Böylelikle kendilerine millet büyüğü süsü verirken o milleti gömmek isterler ve arkalarında bir sürü yabancı çocuklarıyla, bunlara kapılan ve nereye çevrilse orada imansızlıkla yıkılan çelimsiz vicdanları sürüklerler. İnkılâp adına, bir milletin kanına böyle girilir.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Ben" Diyen!
Çanakkale, Türk çocuğuna cihâdın mektebi oldu. Ona kumandansız savaşmayı öğretti. Onda her asker bir kumandan gibi döğüştü: Hepsi iddiasız, hepsi fedaî, hepsi de isimsiz kumandanlar! Bugün medeni hayatta, ahlâk ve irfan sahasında açacağınız cihatta fütursuzca döğüşürken, hepiniz isimsiz, külfetsiz birer fedaî olmaya mecbursunuz. İçinizde, "ben yaptım, ben kazandım, ben kurtardım" diyecek olan varsa, biliniz ki varlığınızın asıl düşmanı odur. Zira en büyük ve yenilmez düşman, bize en yakında olandır.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Alıntı
Milliyetçilik nedir?
Milliyetçilik, devletin temellerini atmış, milletin tohumlarına hayat vermiş olan ataların kutsal emanetini sonsuzluğa giden yolda daima büyüyen aydınlıklara ulaştırmak, ruhların mabedinde derinleştirmek ve onu yabancı ellerden korumaktır. Ailede ve okulda, ilimde ve ahlâkta, devlette ve sanatta milliyetçilik, ataların bize bıraktığı emaneti göklere yükseltmek, ona can, ona kan vermek, onu sevmek ve bütün insanlığa sevdirmektir. Fikri biraz daha aydınlatalım. Milliyetçilik davası, sadece milletini sevmek gibi bir histen ibaret değildir; milletini sevmesini bilmektir. Bunun mânası, yukarıda belirttiğim gibi ailede ve okulda, ilimde ve ahlâkta, devlette ve sanatta ulu ecdadın yaşattıklarını, asrın zorunlu şekilleri altında ve zamanımızın kıyafeti içinde yüceltmek, devrin şekilleri içinde ecdadın ruhunu daima yükselterek yaşatmak ve yabancıdan korumaktır. Batılılaşmak, milliyetçiliğe veda etmektir. Yabancı kelimeler, yabancı sanat, yabancı okul, yabancı kıyafet, yabancı aile şekli, yabancı sermaye, yabancı kültür, yabancı ahlâk... Bunların dosdoğru adlandırılması şöyle olacak: Dilimizin teslimi, sanatın teslimi, okulun teslimi, kıyafetin teslimi, ailenin teslimi, sermayenin teslimi, kültürün teslimi, ahlâkın teslimi. Fatihler, Fatih'in ataları ve torunları hiç böyle yapmadılar. Onlar hiçbir şeyi teslim etmemek için üç kıtada millet davasıyla savaşarak nice kahraman başlar verdiler. Benliği bütün bütün yabancıya teslim ettikten sonra, yine yabancıdan kendine benlik dilenmek; işte bu bir milletin yıkılışıdır. Bin yıllık varlığımızın meyvalarını, dikkatle ve icabında ona can vererek yaşatmak, millet olarak yaşayabilmemizin tek çaresidir. Devleti yaşatan hakimiyet, milli tarihin varlık verdiği ruhun her alanda hakim olmasıdır. Milliyetçilik, bin yıllık varlığın her
Alıntı
Fetih müyesserdir!
Bize bir fetih lâzım... Bu fetih ebedi olacak... Ruhlarımızda yapılacak. Bu fetih, kılıçlarınki kadar kolay değil, sahte şereflerinki gibi hayali değil. İhtiraslarınki gibi süfli değil. Bu fetih, gönülleriyle mazinin en derin tabakalarına bağlanan ve dallarında bütün güzel meyvaları veren hayat ağacının, daima yaratıcılıkla ileriye doğru hamle yapmasıdır. Bu fetih, yeryüzünde büyük sırrın müjdesine eren ruhun sonsuzluktaki visale atılmasıdır. Bu fetih ilimle, imanla, irade hareketleriyle ve rönesanslarla yüklü yeni bir ruh dünyasının fethidir. Durup dinlenmeden hoşlanan, bu fethi yapamıyacak. Bu fetih, sizden, çok fedakârlık istiyor: Eğer vatan toprağına, insan ruhunu doldurarak, etrafımızda ruhlardan bir ülke yaratabilirseniz, Şu arık, çorak topraktan başlayarak, tabiatın her zerresine ruhunuzu karıştırıp sizi âlemle birleştirecek sevgi iktidarına sahip olabilirseniz, Eğer eşyadaki çokluğun ruhlarınızdaki birliğe götürücü bir basamak olduğunu kabul ediyorsanız. Ve kin ile ithamlarınızı içinizdeki aşk ateşinde eriterek çoklukta birliğin sevgisine ulaşabilirseniz, Eğer hayatı sevdiğiniz kadar, bazan ondan da çok, hakikatleri sevecekseniz ve ebedi hayatın içinde uykunun bir vehim, ölümün muvakkat bir dinlenme olduğuna inanarak, idealin her ânına bir ebediyet ihtirası sığdırabilirseniz, kâinattaki nizâma benzer bir nizâmı ruhunuzda kurmaya ve kudretiniz varsa, ibadetlerinizi alışveriş olmaktan çıkararak, alışverişlerinizi de ibadet haline koyabildinizse, bütün ruh ve beden kuvvetlerinizi bir ilâhî emir yolunda seferber edebildinizse, Eğer başkalarına yaptığınız iyilikten kimseye minnet yüklemiyor ve eserinizi hiç karşılık beklemeden ilahi bir fezaya bırakmakta insanlığınızın cevherini arayabilirseniz, Eğer kinleri terk etmede zevk ve aşk bularak düşmanlarınızı,
Sayfa 33·Kitabı okudu
Alıntı
Nesil ikiye bölünmüş...
Nesil ikiye bölünmüş. Bir kısmı bu hâtırayı, ölü uzuvları gibi bir bohçaya sarmış ona yüzünü sürüyor. Diğer kısmı ise bu hâtırayı, boğmak, ezmek istiyor. Silâhla, sopayla, tekmeyle, bütün kanlı vasıtalarla. Hayatî hiçbir kudret göstermediği halde, birbirini kucaklamak için kollarını uzatacak yerde, biri öbürünü ezmek için yumruk kullanan, tepeden tırnağa kadar kin ve gayza gömülmüş bulunan bu iki zümrenin ikisi de ruh ve iman fatihlerinin öz oğullarıdır. Lâkin ikisi de bir vehme kurbandır. Bu iki zümreden biri, mâzinin yaşatıcı ruhunu bilmeden, köhne bir mâzi uydurup yaşatmak istiyor. Öbürü ruhsuz vehimlerden yapılmış, köksüz bir istikbal sayıklayarak onu hayatımıza hâkim kılmak için saldırmaktadır. Birincisi hasta bir kibrin, ikincisi leş kokan bir fitnenin kurbanıdır. Eskiyi isteyenler, her yeniliğe karşı tiksinme duyuyorlar. Oluşlardan korkuyor, her an bir yeni yaratılış olan hilkate hayran olmasını bilmiyorlar. Mâzi ağacının baharını çekemiyorlar, çiçeklenmesine tahammülleri yok. Bunlar, bir secdede bin doğuşun farkında olamayan, katılaşmış ruhlardır. Karşı safta eskiyi hep yıkarak yeniyi isteyenler duruyor. Bunlar geçmişte yaşanan, mazisi olan herşeyden nefret ediyorlar. Bizim olanlar, hep kullandığımız şeylerdir, hepsinde "eski" kokusu var. Tamamen yeni olan şeyler, dışardan bize gelen, bizim varlığımızla hiç teması olmayan şeylerdir. Bize mutlaka yabancı olan kuvvetlerdir. Bütün varlığımızı yabancıya teslim eden inkılâp, bunlara göre kurtuluş getirecektir. Mâzi ile bütün bağları koparmak, yenileşmenin şartıdır. İstikbalin çiçekleri mâzi denen ağacın köklerine muhtaç değildir. Bunlar köklerinden koparılmış, şahsiyetsiz ruh hastalarıdır. Ruhlarını kurtaramayan maziye gayzleri vardır. Geçmişi tamamen karalar, atalarını inkâr ederler. Garba hayrandırlar. Bu
Sayfa 27·Kitabı okudu
Alıntı