“İnsan başta kabullenmek istemiyor. Fakat sonra nasıl oluyor, biliyor musun? Bir kere görmezden gelindiğinde ve bununla yaşamayı
öğrendiğinde çevrene eskisi kadar kızmıyorsun. Sorunlu olan benimdir
belki, diyorsun. Herkes tamdır ve ben yarımımdır. Sana gelmediklerine göre bir bildikleri vardır. Cesaretin yoksa, kırılgansan senin de
hayattaki rolün budur. Konuşulmayan olmak, geri planda kalmak,
isteklerini diğerleri kadar rahatça bağırıp çağıramamak
Zaman, nabız gibiydi. Parmaklarınızın arasına alınca atışını hisseder, sonrasında ise varlığını unuturdunuz. O sessizce akıp gitmeye, siz yaşamaya devam ederdiniz. Sonuç?
Kaybedilen zaman ile fark edilmeyen yaşanmışlıklar ...
bu memlekete kalbimde taşıdığım sert bir kışla gelmiştim fakat öğrencilerim bir güneş gibi o kışın üstüne doğmuş, her geçen gün içimdeki güneşi büyüterek bu soğuk memlekette sıcacık bir hayat kurmama yardım etmişlerdi.
Hayat başımıza gelenlerle değil, bunlardan sonra ne
yaptığımızla, nasıl yol aldığımızla ilgiliydi. Kötü bir tecrübeyi ayaklarımıza dolayıp kendimizi mahvedebilirdik ama tek seçenek bu değildi.