Mesela öğleden sonra dörtte gelirsen, ben saat üçten itibaren mutlu hissetmeye başlarım kendimi. Bir saat kala gitgide artar mutluluğum. Saat dörde yaklaştı mı yerimde duramaz olurum, bir telaştır alır beni; mutluluğun bedelini keşfederim!
Ama beni kendine alıştırırsan, yaşantım güneş ışığıyla aydınlanmış gibi olacak. Tüm diğerlerinden farklı bir ayak sesini tanırım. Başka ayak sesleri duyarsam yerin altındaki kovuğuma kaçarım, seninkiyse tıpkı bir müzik gibi beni yerin altından dışarı çağırır.
“O zamanlar hiçbir şey anlamamışım. Sözlerine göre değil yaptıklarına göre değerlendirmeliydim onu. Ne güzel kokular saçıyor, parlıyordu benim için. Asla kaçmamalıydım. Küçük oyunlarının ardında şefkat yattığını tahmin etmeliydim.”