"Mükemmeliyetçilik yüksek hedefler ya da standartlar gibi tek bir düşünceden, duygudan ya da davranıştan oluşmuyor. O bundan çok daha fazlasıdır; kendimiz ile aşırı ölçüde talepkârlık ya da özeleştiri içeren, diğerleriyle de onlardan kusursuzluk talep ettiğimiz ve kusursuz olmamızın talep edildiğine inandığımız sorunlu bir ilişki kurmamızı ifade eder."
"Tüm mükemmeliyetçileri birbirine bağlayan tek değişmez öge, onun kaynağını bulduğu yerdir; yani, ne yaparsak yapalım ısrarla bize yeterince kusursuz olmadığımızı söyleyerek başımızın etini yiyen bir güvensizlik hissidir."
"Mükemmeliyetçilere yönelik belki de en büyük yanlış anlaşılma, bizim ana endişemizin etkileyici bir iş başarmak olduğudur. Çok sık karıştırıldığımız narsistlerin aksine, kendimiz için yazdı-ğımız kurşun geçirmez anlatıya gerçekten inanmayız. Mükemmel standartları hedef alsak da, onları dünyada bıraktıkları etkiden ya da hatta bizi muhteşem gösterdiklerinden dolayı değil; bir işi hatasız şekilde yapmak değer verilecek ya da (başka bir deyişle) sevilecek kadar iyi olmamaya yönelik utanç bazlı korkuları dindirdiği için elde etmeye çalışırız.
Dış dünyada yaptığımız şeyler ile iç dünyamızda hissettikleri-gözden kaçırıldığından, bu utanç-bazlı korkuların vurgulanması ge-miz arasındaki ayrım, mükemmeliyetçilik tartışmalarında çok kolay söyleyen bir duygudur. Reddedildiğimizi veya bundan daha da kö-yanılabilirekir. Utanç, bize sevilmeyi ya da onaylanmayı hak etmediğimizi tüsü görmezden gelindiğimizi düşündüğümüz zaman baş gösterir; çünkü o an bunlardan daha iyisi olamamışızdır. Utanç canımızı yakar. Varlığımızın her alanına yayılarak, kendimizi diğerleriyle ilişki içerisinde görme biçimimize nüfuz eder. Ayrıca o, mükemmeliyetçilerin kusursuzluk ile meşguliyet derecesinin, dedem gibi özenli ve titiz insanların duyduğu gururdan kat kat fazla olmasının sebebidir. Bu, benliğimizin özüne ve diğerlerine ne kadar yetersiz göründüğümüze dair algımıza kadar yayılan bir meşguliyettir."