Dünya böyle bir yer. Vahşeti işleyen masum, katledilen suçlu oluyor. Bir anne, öz kızını öldürmeye çalışırken o kızın kaçacak tek bir yeri yok. Umudu yok. Yaşamak için nedeni yok. Bir gün, her zaman gizlendiği ve evi bildiği karanlığın içinde bir ateş filizleniyor. Ateşi körükleyen öfke, tutuşturan nefret, büyüten ise kin oluyor.
Artık renkli hayatları, rengarenk ve parlak perdelerin arkasında siyaha bulanmış hayatımla izlemiyorum. Çünkü artık, gördüğüm tüm o renkleri çalmaya başladım. Çaldıkça kendime kattım. Kattıkça renklere bulaştım. Bir bataklığın yanında uzanırken gökyüzüne baktım, yaşamaya devam edebilmek için bir neden aradım. Bulduğumda, on sekizimden gün almıştım.
…Bu yüzden saklandım hep. Parlak, rengarenk bir sahne perdesinin ardından yaşanılanları izledim. Hiçbir zaman o parlak perdenin ardına gizlenmiş masum kız çocuğunu görmediler, görmedikçe rengarenk hayatlarına karşı dahada siyaha bulandı küçük ve cılız bedenim.