"Türkçe bilmeyen birinin bu metni anlayamayacağı” gibi, tabiatı anlamamış, tabiatından kopmuş bir insanın da "gerçekleri" bizzat kaynağından duysa bile hakkıyla anlayabilme ihtimâli yoktur.
Dünyayı bilmeyen, canlılığı tanımayan; kendi zanları içinde boğulmaya ve diğer insanları da çağlar boyu olduğu gibi yanıltmaya mahkûm olur.
Yaşamın zenginliğini deneyimleme şansı bulamamış insanların; "insan" ve "ahlâk" hakkında konuşacağı her şey, ortaya atacağı her fikir, eksik ve kusurlu olmaya mahkûmdur.