Yetişkin hayatımda yol aldıkça, herkesin şu ya da bu şekilde eldeki imkânlarla durumu idare etmeye çalıştığı gerçeğini keşfettiğimi, hiçbir kurum ve yaşam alanının bu durumdan muaf tutulamayacağını düşünüyorum. Gençlik yıllarımda, kahvaltı masasındaki gazeteyi yayına hazırlayanların gerçekten işini bilen insanlar olduğunu düşünürdüm; sonra bir gazetede çalışmaya başladım. Sonra insanların yetkinliğine dair bu ön kabulü farkında olmadan başka alanlara, örneğin hükümet idaresine taşıdım. Ancak daha sonra bu görevde bulunan birkaç kişiyle tanıştım ve bu kişiler birkaç kadeh içkiden sonra asıl işlerinin krizden krize yalpalarken durumu idare etmek olduğunu itiraf etmekten çekinmediler; söz konusu kişiler siyasi programlarını açıklayacakları basın toplantılarına giderken arabanın arkasında oturup kulağa makul gelen siyasi programlar geliştirmeye çalışıyordu. Fakat o zaman bile tüm bunların İngilizlere özgü bir duygunun, diğer bir deyişle vasat olmaktan ötürü duyulan gururun bir parçası olduğunu düşündüm. Sonra Amerika'ya taşındım ve gördüm ki orada da herkes eldeki imkânlarla durumu idare etmeye çalışıyormuş. O günden bu yana yaşanan siyasi gelişmeler gösterdi ki, "yetkili" olarak nitelendirdiğimiz kişiler dünya meselelerine geri kalanımızdan daha vakıf değiller.
Bahçeden topladığım bir kırmızı elmayı soyarken, hayatın bana hediye edebileceği tek şeyin bir dizi mucizevi ve çözümsüz sorun olduğunu anladım. Zihnimde beliren bu düşünceyle birlikte içime sonsuz bir huzur doldu.
Tatildeki bir New Yorklu iş adamıyla Meksikalı bir balıkçı arasında geçen sohbetin anlatıldığı, balıkçının iş adamına günde sadece birkaç saat çalıştığını ve zamanının çoğunu güneşin altında şarap içip arkadaşlarıyla müzik yaparak geçirdiğini anlattığı hikâye aynı konuya vurgu yapmaktadır. Balıkçının zaman yönetimine dair yaklaşımı karşısında dehşete düşen iş adamı, karşısındakinin talebi olmaksızın bir tavsiyede bulunur: Balıkçı daha çok çalışırsa kazancını büyük bir tekne filosuna yatırabilir, ücret karşılığında balıkçı çalıştırabilir, milyonlar kazanarak erkenden emekliliğe ayrılabilirdi. "Peki emekliliğe ayrıldığımda ne yaparım?" diye sorar balıkçı. "O zaman," diye yanıtlar iş adamı, "günlerini güneşin altında şarap içerek ve arkadaşlarınla müzik yaparak geçirebilirsin."