Ben yeryüzünü kalbinin üzerine yaslamış ve bütün acısını, nefesini, öfkesini, hüznünü içinde barındırmış gökyüzüyüm.
Ben, gökyüzünün içinde barındırdığı renklerin en şeffafıyım.
Ben, gökyüzünün sesiyim, bukutların resmiyim, yağmurların avuç içleri, karların ayak izleriyim.
Gözleri üzerimdeydi. Göremesem de biliyordum. Çünkü bir tek onun bakışları, değdiği anda tenimi yakacak etkiye sahipti. Bir tek o, varlığıyla yine kendi yarattığı buzdan dünyamı kırıp geçiriyor, güneşi doğuruyordu. Bir tek o inandırıyordu beni ruhun aşktan nasıl kavrulduğuna, aşkının nefes, dokunuşunun abıhayat olduğuna.