Dilaver Cebeci - Mavinin Türküsü
https://youtu.be/K7FfVfOF8gU

Bana, -sen yoksun, sen öldün- diyorlar.
Bu kör acuna inat yedi iklimdeyim,
İşte ellerini tutuyorum yaşanmamış bir çağın,
Ben güneşi kıskandıran gerçeğim.

Dayanılmaz ağrılar çekiyorum hey!
Masallarda da olsa bir gün çıkıp geleceğim
Bir sevgi büyütüyorum içimde tomur tomur
Gün görmemiş şiirlere gebeyim.

Gerilmiş bir yayım korkulardan azâde;
En amansız savaşlara gireceğim.
Bu coşkun ozanları ben öğütledim böyle,
Nerede hasret kokan bir türkü varsa içindeyim.

Tutsak kızların avuçlarına yağıyorum her güz
Bir Kafkasya’dayım bir Çin’deyim
Gök bıçaklar sapladım karanlığın karnına
Sürüsü yitmiş çobanların izindeyim.

İçim içime sığmıyor, maytaplardan deliyim;
Bir bayrak dalgalansa yüceden;
“Hadi” dese birisi
Peşindeyim, vallahi peşindeyim.

Cem Eren, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu

"Gerçek dünyada, her ne kadar mutlu, adil ve hoş olduğu ileri sürülebilirse de, her zaman sürekli karşı koymamız, üstesinden gelmemiz gereken çekim yasasının hakimiyeti altında yaşarız. Fakat düşünce dünyasında çekim yasasının denetiminden kurtulmuş, düşkünlük ve sefaletten azade, bedensiz ruhlar gibiyizdir. Dolayısıyla bu yeryüzünde soylu ve verimli bir kafanın umutlu ve iyimser bir anda kendisinde bulacağı (mutlulukla) kıyaslanabilecek bir mutluluk yoktur."

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 140)Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 140)

Dürbünün Ucundaki Dünya: Beyaz Gemi

Anahtar Kelimeler: Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi, Kırgız Edebiyatı, Roman, Ailesizlik, Yozlaşma, Gelenek, Fantastik Unsurlar.


Beyaz Gemi, ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un önemli eserlerinden biri. Eser yazıldığı dönemden itibaren eleştiri ve incelemelere konu oldu. Yazar, kitabın daha sonraki basımlarının sonuna eklenen bir bölümle bu eleştirilere yanıt verir. Eleştirilerin yanıtlandığı bu bölüm, eserin Kırgız edebiyatında ne denli derin tesirler yarattığını gösteriyor. Roman, Türkiye’de ilk defa 1991 yılında yayınlanmış ve bu güne dek de kırka yakın kez yeniden basılmış. Aytmatov, eserinde bir çocuğun dürbününden, yaşanılan çevrenin ve devrin, toplum yapısından yönetimine kadar uzanan bir tahlilini yapıyor.

Beyaz Gemi, Issık Gölü, San-Taş Vadisi ve Karavul Dağı tarafından çevrelenen küçük bir Kırgız köyünün gündelik hayatından yola çıkıyor. Romanın başkahramanlarından biri –aslında gerçek başkahramanı- okul çağında bir çocuk. Saflığıyla ve temiz yüreğiyle bir çocuk. Aytmatov, çocuğa bir isim vermiyor ve ona “O” demekle yetiniyor. Sadece ve kısaca “O”. İnsanlığı temsil etmesi için, insandan azade bir sesleniş. Birkaç haneden oluşan köyün tek çocuğu olan “O”, annesi ve babası tarafından terk edilen ve yaşamını dedesi ve üvey ninesinin yanında geçiren bir çocuktur. Bu çocuk, içinde yaşadığı ortamın getirdiği yalnızlığı doğa ile paylaşıyor. Bazen köyün çevresindeki kayalarla dost olup onlara isimler veriyor: Ihlamış Deve, Eyer, Kurt, Tank… Bazen de Don Kişot misali, devedikenleri ile savaşıyor. Çocuğun kendine arkadaş edindiği bir de dürbünü var. Çocuk, her gün yılmadan usanmadan yüksek tepelere çıkıp dürbünüyle Beyaz Gemi’yi izliyor. Çocuğun kendi düş dünyasının en tepesinde yer alan Beyaz Gemi, romanın kilit sembollerinden bir tanesi.


Beyaz Gemi, Issık Gölü’nden geçen gerçek bir gemidir ve çocuğun bu gemiye karşı duyduğu özel ilginin temelinde “parçalanmış aile” dramı yatar. Romanın ilerleyen sayfalarında çocuğun babasının gemici olduğunu öğreniyoruz. Çocuk, babasına -temelde hem annesinin hem de babasının içinde yer aldığı aile kurumuna- duyduğu özlemi Beyaz Gemi ile dışa vuruyor. Beyaz Gemi, eserde çocuğun uzaktan geçip gitmesini izlediği ve asla gerçek sahibi olamayacağını bildiği bir aileyi temsil eder nitelikte konumlandırılmış. Bunu, çocuğun düşünde gemiye binmesinden ve limana geldiğinde babasının ikinci eşinin ve çocuklarının onları karşılamasından anlıyoruz. Burada, limanda bekleyen ikinci eş ve diğer çocuklar Beyaz Gemi ile sembolize edilmiş ailenin gerçek sahipleri olarak karşımıza çıkıyor ve çocuğa bu gemide yol alamayacağını hatırlatıyor.

Beyaz Gemi’nin ulaşılması imkânsız bir aileyi sembolize ettiği fikrine götüren noktalardan biri de çocuğun ancak balık olup yüzerek gemiye ulaşabileceğine inanmasıdır. Ancak bu inanış basit bir hayalperestlik değildir. Çocuk için balığa dönüşme fikri, içinde bulunulan yalnızlığa ve çaresizliğe umut serpiştiren ve bir anlamda üzüntüsünü hafifleten sembolik bir amaçtır. Romanın sonunda çocuk, hem hastalığının etkisiyle hem de içine düştüğü umutsuzluğun getirdiği vehimle nehrin sularına kendini bırakıp bir “balık” olarak ölecektir.

Romanın diğer karakterleri de özenle seçilmiş ve idealize edilmiş karakterlerdir. Örneğin Mümin Dede; iyiliğin, saflığın, sevginin ve çalışkanlığın sembolüdür. Mümin Dede, insan ilişkilerinin çarpıklığına göndermede bulunacak şekilde donatılmıştır. Köyde “Kıvrak Mümin” olarak da anılan dede, insanlarla arasına mesafe koymayıp onları olduğu gibi kabul eden ve bu yüzden de köylüler tarafından değer görmeyen bir karakterdir. Ayrıca Kırgız halkı arasında yaygın olan Maral Ana soyundan türeme inanışı da yine Mümin Dede’nin gelenekselliği ile romanda hayat bulur. Yıllar sonra ormanda karşılaşılan marallar, dede için kutsallığını hâlâ korumaktadır. Romanın ilerleyen kısımlarında bu marallardan dişi olanı, yani Maral Ana, Mümin Dede’ye zorla vurdurulacak ve bu durum, artık Kırgız toplumunun geleneksel bir yozlaşma yaşadığının ifadesi olacaktır.

Orozkul, sahip olduğu kötü özellikleri ile romanda Mümin Dede’nin savunduğu değerlerin karşısına konumlandırılmış ve sürekli olarak da Mümin Dede ile çatışma halinde olan bir karakterdir. İnsan ırkının sahip olabileceği bütün kötülüklerin neredeyse tamamı Orozkul’da toplanmıştır. Öyle ki, Orozkul rüşvet alır, çocuğu olmadığı için roman boyunca sinirlidir, sarhoş olup karısına şiddet uygular ve büyüklerine zulmeder. Orozkul’un aldığı rüşvet aslında, dönemin Sovyet yönetimine ve yönetim birimlerinin içinde bulunduğu duruma bir işarettir.

Romanda Orozkul’un çocuk sahibi olamaması, toplumsal eleştiri bakımından önem arz eder. Mümin Dede’nin kızlarından biriyle evli olan Orozkul, çocuk sahibi olamamasının nedeninin karısı olduğuna inanır ve onu dayanaksız bir kısırlıkla suçlar. Karısının kısır olduğuna inanması onu, Mümin Dede’ye karşı daha da baskıcı olmaya iter. Çünkü karısı, Mümin Dede’nin kızıdır ve bu durumun sorumlularından biri de Mümin Dede’dir. Bu noktada aile içinde kadının statüsü ve kadının sorumlu olduğu çevrenin baskısı öne çıkar. Sonuç olarak hem kadın hem de kadının ailesi, kocaya karşı bir mahcubiyet hissi içindedir ve bu mahcubiyetin ortadan kalkmasının tek yolu da kocaya bir çocuk vermektir. Ancak bu durun romanın sonuna kadar çözülmez ve Orozkul “soyunu devam ettirecek” bir çocuğa sahip olamaz.

Sonuç olarak Beyaz Gemi; bir çocuğun gözünden yozlaşan toplumsal değerlerin, çarpıklaşmış insan ilişkilerinin, iyi-kötü çatışmasının, halk inanışlarının anlatıldığı ve kadının toplumdaki yerinin sorgulandığı bir eserdir. Özetle Aytmatov, bu eserinde de topluma değiniyor ve önemli noktalara “dürbün” tutuyor. Bu yönüyle roman şimdiye kadar çok konuşuldu ve şimdiden sonra da çok konuşulmayı hak ediyor.

_________________________________________
Tavsiye: Romandaki balığa dönüşme motifi, Tim Burton'ın Big Fish filmini hatırlattı. Muhteşem bir filmdir, izlenmeli.

Cem Eren, bir alıntı ekledi.
24 May 20:59 · Kitabı okudu

"Akıllı adam her şeyden evvel ıstıraptan ve tacizden (ha­rici sıkıntıdan) azade olmak için çabalayacak, sessizliği ve boş vakti, dolayısıyla mümkün olan en az sayıda beklen­medik ve tehlikeli karşılaşma ile birlikte sakin, mütevazı bir hayatı arayacaktır; ve böylelikle sözüm ona hemcinsle­riyle çok az bir ortak tecrübeyi paylaştıktan sonra, münze­viyane bir hayatı tercih edecektir, hatta eger büyük bir ruha sahipse büsbütün yalnızlıgı seçecektir."

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 37)Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 37)

Sevmek ve ismin
Varlıktan ve yokluktan azâde
Kıtlığılı ve bolluğuyla
Mevsim çeşidince renk renk
Kanepede uyuyakalmaklı
Düz ve sade
Hava ve su gibi.

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Agaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın a gülüm
Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

II

Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

N'etmiş, n'eylemiş, n'olmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.

Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Ölü
Hangi mahallede imam yok,
ben orada öleceğim.
kimse görmesin ne kadar güzel,
ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

ölüler namına, azade ve temiz,
meçhul denizlerde balık;
müslüman değil miyim, haşa,
fakat istemiyorum, kalabalık.

beyaz kefenler giydirmesinler,
sızlamasın karanlığım havada.
omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
ki bütün azalarım hülyada.

hiçbir dua yerine getiremez,
benim kainatlardan uzaklığımı.
yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
çılgınca seviyorum sıcaklığımı...

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Bade ϜϓſϞ, bir alıntı ekledi.
18 May 22:21

Azade
"Ey gönül tasalanma simsiyah gecelerde,
Bir efsunlu güzelin emrine âmadeyim.
Bitmeyen dizelerde, upuzun hecelerde
Esir kaldım nicedir acıdan âzadeyim."

Mahbube'ye Hal Beyanı, Bleda Yaman (Sayfa 16 - Tün)Mahbube'ye Hal Beyanı, Bleda Yaman (Sayfa 16 - Tün)

''Saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
Endamımız çift, sûretimiz çift, ruhumuz tek, sen ve ben
Bulandıran palavralardan azade, gamsız bir keyif, sen ve ben
Sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden''
https://www.youtube.com/watch?v=sQh7fr53Xy0

Gökçen Kız, bir alıntı ekledi.
16 May 23:16 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Neden bu çiçekleri hep bir şeylere benzetmek için kullandıklarını ancak büyüyünce anladım. Yalnızca bu çiçekler, hep beş yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar, ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı.

Tehlikeli Masallar, Ahmet Altan (Sayfa 59 - Can)Tehlikeli Masallar, Ahmet Altan (Sayfa 59 - Can)