Yakınen tanıdığım arkadaşım Mehmet aynanın ilk kitabı bizi varoluşun engin denizlerinde salınmak üzere bırakırken bize rehberlik etmeyi de ihmal etmiyor. Günlük yaşamdaki sıkışmışlık duygusundan bizi azade kılarak başka bir tahayyülün mümkün olduğuma inandırıyor. Yeni kitaplarını sabırsızlıkla beklemekteyiz
.
Yitik İzlerMehmet Ayna · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20263 okunma
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve beklentimin çok ama çok üzerindeydi. Benzer mentalitede Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau'yu okumuştum ama Jiddu Krishnamurti her şeyin teorisi derecesinde doğayı, doğayla münasebeti doğrudan merkeze alarak tüm insani özelliklerimiz için olmazsa olmaz, başat unsur haline getiriyor. Böyle davranmakla gayet haklı nedenler serdediyor.
Eserin bence en önemli tarafı okuyucuya sorular sorarak kendi içiyle bir kuyuya bakarcasına başbaşa bırakıyor. Adeta tüm cevaplar sende, ne arıyorsan kendinde ara diyor.
Kitabın hareket noktası adından da anlaşıldığı üzere doğa. Doğayla bağ kuramayan, insanlarla da bağ kuramaz, diyor yazar. Bu bağ ön kabullerden arınmış, toplumsal (sosyete içindeki rollerimiz, statülerimiz gibi) koşullandırmalardan azade bir bağ.
Dünya toplumları olarak sürekli bir çatışmanın içinde olmamız da doğayla aramızdaki kopukluğa yoruluyor.
Tek olumsuz yönü sonlara doğru kendini tekrar etmiş olması diyebilirim, onu da gözüm görmedi açıkçası.
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı.
Herkese içtenlikle tavsiyemdir.
Değer bir sonuçtur. Bir çok sürecin ulaştığı bir son nokta. Belirlenme süreci karmaşık ve tartışmalı olsa da genel kabul gören “ortak” değerleri bir sürü kabul belirler. Bir önermeler toplamı sonucu ortaya çıkan sondur. Asıl nokta değerin tartılması noktasıdır. Bir kıyas içerir. Maddi olaylarda kıyas nispeten daha kolaydır. Bir adamın baş parmağı referans alınıp koskoca ölçme sistemi rahatlıkla inşa edilir ve bu inşa edilmiş ölçme sistemi genel kabul görürse tüm dünyaca kullanılır. Bir dil inceleyicisi yalanın dille birlikte ortaya çıktığını savunur. Dil olmasaydı yalan da olmazdı der. Tıpkı tartı sistemi olmasaydı hile de olmayacağı gibi. Sistemler idealize edilip kurulur. Büyük sorun insan faktörüdür. Rasyonalite elbette genel kabul gören zamanın getirdiği bilimsel ve kültürel çıkarımlarla oluşturulur. Ama insan irrasyoneldir. Hayatında yalan ve hile her zaman vardır. Kimsenin uğramadığı bir köyde bile sistem tam olarak çalışmaz. Eğilip bükülür. İnsanlar işleri geldiği gibi bu sistemi bükmek için ellerinden geleni yapar. Hileli tartı bir küçük kasaba üzerinden tüm dünya için yazılmış bir roman. Bir mikrokozmostan tüm dünyaya açılan pencere yaratmış. Hileyi yapabilme potansiyeli olan ve fakat hile yapmayı istemeyen bir memurun yaşamı anlatılıyor. Bu yaşam ki bulunduğu ortamdan azade değil elbette. Sadece bir mikro kozmosun içinde daha da küçük bir dünya. Bireyin esas alındığı bu liberal sistemlerde bireyin değerleri tüm toplumda etkisini gösterir. Hele bu kişi değer ölçme düzeninin başındaysa. Ama asıl sorun sistemde değil bizzati kişinin kendisindedir. Hile insan hayatının en mahrem köşelerine kadar sirayet ederse idealize edilmeye çalışılan birey daha irrasyonel davranın. Tıpkı romanın kahramını gibi. Tarttığımız her ne kadar milyarca şey varsa da içimizdeki tartı
İnsan zihni için, üst üste yaşanan olayların duyguları ayağa kaldırmasının ardından gelerek, ruhu hem ümitten, hem de korkudan azade kılan eylemsizlik ve kesinliğin mutlak sükunetinden daha acı verici şey yoktur.
ÂZÂDE
Merhabalar size bugün aşkın, dramın bazı kavuşmaların olduğu ama bazı kavuşamamaların da aşkı söndüremeyeceğini anlatan bir kitapla geldim. Gelin hemen konusundan bahsedeyim biraz size.
Âzâde, yetimhanede büyümüş kimsesiz ve sevgiye aç kalan bir kadın. Ancak buna rağmen kendini güzel yetiştirmiş ve mesleğini alarak yetimhanede çocukların yanında çalışmaya başlamış bir genç kadın. Bir gün orada tanıdığı Hızır isimli genç adama aşık olur ama ona bir türlü açılamaz. Fakat buna rağmen uzun zamandır onu sevmekle birlikte hakka olan aşkına da muvafık olur. Gece gündüz rüyalarına ve dualarına aldığı Hızır'ı rastgele bir mekanda tanıştığı Kenan'a anlatır bir tek.
Kenan'ın ise sevdiği genç kız olan Meliha ile bilinmeyen bir sebeple ayrılırlar. Evlenme hayali kuran genç adam sevdiği kadının neden gittiğini anlayamaz ama günler sonra fark eder ve sevdiğine Âzâde sayesinde tekrar kavuşur. Meliha'nın kuzenini Âzâde için düşünseler de genç kadın kalbine söz geçiremediği için herkese o kapıyı kapatmıştır. Hızır ise başkasına sevdalı kendi dünyasında olan bir adamdır ve Âzâde'ye sadece kardeşim diye hitap eder.
Sevdanın en güzel halini okurken duanın ve ilahi aşkın kadrini bir kez daha anlamanızı sağlıyor bu kitap. İçerisinde maneviyatın olması sizi ekstra etkiliyor. İçerisinde birkaç şiirinde bulunduğu bu eseri herkese tavsiye ederim. Pişman olmayacağınızı düşünüyorum. Âzâde'nin aşkını merak ettiyseniz kaçırmayın derim.
@fazi.leasar
@uyanisyayinevi
Beş yüz sayfa boyunca karamsar bir havayı soluyarak okudum kitabı. Yazar bunu mu amaçlamıştı bilmiyorum ama belki ilk defa bir kitapta hiçbir karaktere yakın hissedemedim kendimi. Yazar ana karakter bile olsa insanoğlunu kusurlarından azade yazmak istemediği için mi yoksa bunu alelade bir şey gibi gördüğü için mi yazdı bilemiyorum. Bahsedilenin aksine ben de bu kitabı bir aşk romanı olarak nitelendirmezdim. Daha çok çocuklukta alınan yaraların insanı ne denli etkilediği, kin ve intikamın bir insanı nasıl insanlıktan çıkarabileceğini anlatan huzursuzluğun kitabıydı. Kısaca uğultulu tepelerin insana huzur veren ihtişamına rağmen huzursuzluğa mahkum olmuş bir evin hikayesi.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Bordo Siyah Yayınları · 201557,8bin okunma