Ruhunu kaybeden insan tabiatın bir ruhunun olmasına tahammül edemiyor ve onu da ruhsuzlaştırarak kendine benzetmeye çalışıyor. Bunu
bilim, üretim, verim, sanayi, teknoloji gibi yaldızlı kelimelerle süslemeye çalışıyor ama hakikat güneş gibi ortada duruyor: Ruhunu kaybeden insan makineleşiyor makineleştikçe şefkatsiz,merhametsiz, acımasız, kalpsiz ve vicdansız bir organizmaya dönüşüyor. Bunu yüzüne vuran tüm aynaları kırmak ve yok etmek için her gün yeni yollara başvuruyor.
Dinleri kaderci olmakla suçlayan modern sistemler en sofistike, gizli ve görünmez yöntemlerle herkesi ve her şeyi kuşatan bir kaderciliği her gün yeni verilerle kodluyorlar
...
Hayatın özünün anlamı teknolojik üretime teslim ediliyor. Varlığın yerini teknoloji,hakikatin yerini rakamlar, anlamın yerini hazlar ve özgürlüğün yerini sanal bağımlılıklar aldı.
Teknolojinin kolaylaştırıcı rolünü kimliğimizi inşa eden bir noktaya taşıdıgımızda, ona ontolojik bir anlam ve görev yüklemiş oluruz. Teknoloji ilerledikçe evrenin sırlarını, Varlık'ın anlamını ve insanın özünü daha keskin, daha derin ve ikna edici delillerle ortaya koyacağımızı düşünmek tekno-medeniyetinin temel yanılgılarından biridir...