Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken
Ömrüm azala azala akarken önümde
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
Senin korkularını
Benim inceliğimi doldurup yüreğime
Bıraktığın boşluğu yonta yonta
Binlerce heykelini yapacağım
Eğer kalplerine gerçek anlamda bakmayı ögrenirlerse insanların çoğunluğu şiddetli bir şekilde istediği şeyin bu dünyada olmadığını anlayacaklardır. öyle bir hasrettir ki hiç bir evlilik ,hiç bir eğitim ,hiç bir seyahat gerçek anlamda onu tatmin edemez.Bunu söylerken başarısız evlilikleri,tatilleri,eğitimleri kast etmiyorum,olması mümkün en başarılılarını kastediyorum.Eğer kendimde bu dünyada hiç bir şeyin tatmin edemediği bir arzu tespit edersem bunun en muhtemel açıklaması başka bir dünya için yaratılmış olduğumdur.Eğer dünyevi hazların hiçbiri onu tatmin edemezse bu, dünyanın bir hile olduğunu göstermez muhtemelen dünyadaki hazlar onu tatmin etmek için değil bilakis onu açığa çıkarmak içindir.Böylece gerçek hayatın farkına varalım.Eğer böyleyse bir yandan bu dünyevi nimetleri hiç bir zaman küçük görmemeli ve şükürsüzlük etmemeliyim.Diğer yandan bunların bir kopyası, yankısı ,serapı oldukları şeyle karıştırma yanılgısına düşmemeliyim.Kendimde gerçek vatanım için arzuyu muhafaza etmeliyim... o vatan ki ölmeden ona kavuşamam..
Gençlik yıllarında insan şaşkın bir şekilde, kendisinden olduğu kadar, başkalarından da bir şey beklediği, onların "başkaları" olduğunu anlamadığı için, gençliğe Umut çağı diyorlar. Kendimizle başkalarına ayırt edebildiğimiz zaman, yani artık onlarla birlikte olma gereğini duymadığımız zaman genç olmaktan çıkarız. Ve iki şekilde yaşlanırız: ya kendimizden bile hiçbir şey beklemeyerek (taşıllaşma, ikinci çocukluğa dönme) ya da yalnız kendimizden bir şey bekleyerek (gayret).