Selim bunu görseydi kızardı,
“Kitaplara ithaflar yazmak, beğenilen satırların altını çizmek, sayfaların kenarına düşüncelerini yazmak Selim'e kendini ele vermek, insanların ortasında çırılçıplak kalmak gibi geliyordu. İnsanların kitaplara birtakım çizgiler çizmeye, kelimeler yazmaya hakkı yoktu. Herkesin düşünebileceği satırları yazmak saçmaydı. Her insanın kendine özgü düşünceler gizli kalmalıydı; yalnız kendi bilmeliydi bunları. “
Ama selim yok, gitti selim… O düşüncelerini banyo duvarlarına sindirirdi onlar sırları ifşa etmezlerdi. Farklıydı selim; yalnızdı selim, hadi selim, adın selim, yürü selim, gel selim, git selim, koş selim oku selim, yaz selim… Ah be selim…
Keşke anlatsaydın, sana ihtiyacım vardı, insanlığın vardı… belki de bundan gittin, çünkü herkes bencildi, seni herkes kendine istiyordu. Seni, seni sevmenin onlara iyi geldiğini bildikleri için istiyorlardı. Dostoyevski anlardı seni. Git selim gittiğin yere düşüncelerimiz ulaşamaz bizim. Dostoyevski de oradadır belki, o buz krallığında seni bekliyordur, yaşarken sıkıcı ve soluk insanlarla geçirdin, hiç olmazsa öldükten sonra… Belki öldükten sonra.
Selam olsun bütün tutunamamış yaratıklara!